Bir Dizi Dizi Episode I – Manhunt: Unabomber

Herkese selamlar! Ben daha evvel hiç yapmadığım bir şeye kalkıştım ve dizi/film incelemeye karar verdim. “Bir Dizi” başlığıyla sevdiğim/beğendiğim dizi ve filmleri sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Tabi benden profesyonel yorumlar beklemek pek doğru olmaz. Ben her zaman işin tekniğinden ziyade taşıdığı duyguya/düşünceye önem verdiğim için alışılmış tarzda incelemeler yapamayacağımı da belirteyim. Umuyorum ki eğlenceli olur.

Benim bahsetmek istediğim ilk dizi canım kardeşim Fatih’in de incelediği Manhunt: Unabomber. Peki neden Fatih’in incelediği bir diziyi inceliyorum? Çünkü neden incelemeyeyim. Evet gerçek öyküyü kısaca özetlemek gerekirse:

Theodore John Kaczynski bir matematik profesörü iken –ki kendisi 167 IQ derecesinde bir dâhidir– teknoloji toplumunun geldiği noktadan aşırı derecede rahatsız olup, ormanda bir kulübe yapıp orada yaşamaya daha doğrusu bombalama eylemleri yapmaya başlıyor. Kaczynski havaalanı ve üniversite içlerindeki kişi ve kurumları hedef alan eylemler yapınca, UNiversity and Airline BOMber manasına gelen UNABOM/BER kod adı ile anılmaya başlıyor. 1978-1995 yılları arasında en ufak bir ipucu dahi vermeden bombalı eylemlerini sürdüren Kaczynski, eğer manifestosu sansürsüz bir biçimde New York Times veya Washington Post’ta yayımlanırsa eylemlere son vereceğini bildiriyor. FBI, dönemin adalet bakanı Janet Reno’nun da onayı ile bu isteği kabul ediyor ve “Sanayi Toplumu ve Geleceği” adlı manifesto 19 Eylül 1995’te New York Times ve Washington Post gazetelerinde yayımlanıyor. Halk, manifestoyu büyük bir merakla okurken Ted’in kardeşi David Kaczynski manifestoyu okuyunca bu fikirlerin ağabeyine ait olduğu düşüncesi ile FBI’a durumu bildiriyor. Yapılan sorgular ve araştırmalar neticesinde oklar Ted’i gösteriyor ve yapılan bir operasyon ile Ted yakalanıyor.

Dizi Ted’in bombalı eylemlerinden biri ile başlıyor. Ve henüz ilk dakikalarda yakalanıp sorguda olduğu görüntüleri görüyoruz. Yani aslında bu mini-dizide tüm olaylar flashback gibi anlatılıyor. Bu, sonunu bilerek izlediğimiz ama bizi yine de heyecanlandıran yapımlardan.

Dizide Sam Worthington’ın hayat verdiği Jim ‘Fitz’ Fitzgerald karakteri bazı blog ve sözlüklerde kurgusal bir karakter zannedilse de asla öyle değil. Dizide karşımıza bir profil ve dil bilim uzmanı olarak çıkan Jim ‘Fitz’ Fitzgerald; aslında Criminal Minds and Sleepy Hollow gibi yapımlara danışmanlık yapan ve dizinin senaryo ve yapım ekibinde de olan eski Davranışsal Analiz Birimi ajanı James R. Fitzgerald’dan başkası değil. Fitzgerald’ın Ted’in manifestosundaki sözcükleri ince-ince irdeleyip metin dilinden kimliği hakkında ipuçlarına ulaşabilmesi, sözcüklerle uğraşan biri olarak beni çok heyecanlandırmıştı. Adli dilbilim kavramının literatüre girmediği o dönemde Fitzgerald’ın bulduğu izlerin geçerli görülmeyip değerlendirilmemesi ve buna rağmen sözcüklerin gücü ile bir suçlunun(?) yakalanabilmiş olması gerçekten insanı şaşırtan, heyecanlandıran bir durumdu. Ben gerçekten Fitzgerald’ın sözcükleri irdelediği o sahneleri büyük bir iştahla izledim.


James R. Fitzgerald & Jim ‘Fitz’ Fitzgerald (Sam Worthington)

Diğer ana karakterimiz ise Paul Bettany’nin hayat verdiği Theodore John Kaczynski. Hayat verdiği demek istemiyorum aslında çünkü Ted halen sağ, o yüzden oynadığı diyeyim. Paul Bettany tartışmasız, muhteşem bir oyunculuk sergiliyor. Ted’in ormanda geçirdiği günlerdeki, doğanın koynunda herkesten ve her şeyden uzakta mutlu olduğu günlerdeki huzuru izleyiciye çok doğal bir biçimde yansıtıyor. Aynı şekilde mahkeme savunması, Fitzgerald ile olan diyalogları ve özellikle kitapçıda küçük Timmy ile olan diyalogları çok iyiydi. Geçmişini, Harvard işkencelerini anlattığı kısımlardaki ses tonu ve soğukkanlılığı bile çok iyiydi desem abartmış olmam. Eğer Ted’i anlatan diğer yapımlara bakarsanız bana hak verirsiniz. Misal eğer Ted’i Tobin Bell’in oynadığı 1996 yapımı Unabomber: The True Story filmine bakarsak, Paul Bettany’nin gerçekten muhteşem bir performans sergilediği kanısına rahatlıkla varabiliriz.

Oyunculukları bir tarafa bırakırsak filmin genel ilerleyişi bazı pürüzler dışında gerçekten çok iyi. O pürüzlerden biri Fatih’in de söylediği gibi, Harvard yıllarının anlatımının konunun akışını bozması. Dizi çok iyi bir şekilde ilerlerken ve şimdi ne olacak diye beklerken bir bölümün tamamen eski yılların anlatımına ayrılması anlatımın akıcılığı gerçekten bozuyor. Bu aslında bir yandan da büyük finale gitmeden önce izleyicinin es vermesini sağlayan bir hamle olsa da, heyecanının kesildiğini söylemek mümkün. Bunu kurtaran tek şey Harvard yıllarının barındırdığı öykünün de izleyiciyi içine çekebilmesi. Ki bence Harvard deneyleri hakkında başka bir dizi bile çekilebilir, o kadar önemli bir konu, neyse.

Kaczynski’nin manifestosunda anlattığı gerçeklerin dizinin geneline yayılmış olması çok hoştu. Tabi ki sadece bazı gerçeklerden söz ediyorum, manifestonun diziye dökülmesi söz konusu değil. Spoiler gibi olacak kusura bakmayın ama finalde Ted’in hapishaneye daha doğrusu hücreye giriş sahnesi, David’in dışarıda demeç verme sahnesi ve en sondaki kırmızı ışık sahnesi gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken sahnelerdendi. Üzerinde düşünüp hazmedilmesi gereken nadir yapımlardan olan bu diziyi tavsiye etmekle birlikte, Kaczynski’nin manifestosunu da alıp okumanızı rica ediyorum. Ama mümkünse internetteki ucuz pdf’lerle yetinmeyin, Kaos Yayınları manifestosu kitap olarak bastı, oradan alıp okuyun. Imdb puanı an itibariyle 8.2 olan bu diziye benim puan 9/10. Dedim ya ben duygusal yaklaşıyorum. İzleyebilesiniz diye trailer’ı da aşağıya bırakıyorum. Umarım vakit ayırıp izlersiniz. Bu benim ilk yazımdı ama bu işi şimdiden sevdim. Kalemim piştikçe daha iyi yazılarda görüşmek dileğiyle..

Trailer

Altay Kenger
04:45

Altay Kenger hakkında 75 makale
Caer De Disgracia | In Ungnade fallen

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*