Bir Film Vardı: Les fantômes d’Ismaël (2017)

Eski bir şiirden mülhem, Bir Film Vardı başlığı altında sizlerle, izlediğim ve çokça sevdiğim bazı filmleri paylaşacağım. İlk olarak 2017 senesinin en beğenilmeyen filmlerinden biri olan nam-ı diğer İsmail’in Hayaletleri filminden bahsetmek istiyorum.

Yönetmen Arnaud Desplechin ile Mathieu Amalric’i altıncı kez bir araya getiren film, 70. Cannes Film Festivali’nin açılış filmiydi. Ismael karakterine hayat veren Amalric’ten ziyade Charlotte Gainsbourg ve Marion Cotillard da filmin başrol oyuncuları arasında yer alıyor. Şimdi hikâye kısaca şöyle: Ismael (Mathieu Amalric), Fransa’da tanınmış bir yönetmendir. 20 sene önce kendisi gibi yönetmen olan Henri Bloom’un (László Szabó) kızı, âşık olduğu kadın Carlotta Bloom (Marion Cotillard) ile evlendikten 3 sene sonra Carlotta ortadan kaybolur. Senelerce Carlotta’yı ararlar fakat bir iz bulamayınca ölü olduğunu kabul ederler. Bir şekilde hayatına devam eden Ismael, bu senelerde Sylvia (Charlotte Gainsbourg) ile tanışır. Ismael, Sylvia ile gayet iyi bir ilişki içindeyken aynı zamanda kardeşinin hayatından esinlenerek yarattığı bir istihbarat filminin senaryosu üzerinde çalışırken bir gün ansızın Carlotta geri döner. Hikâye bundan sonra başlamaktadır demek isterdim ama bu filmin bir kopuş noktası yok. Zaten bu filmi mükemmel kılan şey de bu. Evet biliyorum pek duyulmayan ve duyanlarca da beğenilmeyen bir film bu, ama ön yargılı yaklaşmayın. Bir filmi sadece art-arda getirilmiş görüntüler ve ses ve renkler olarak düşünmeyin. Bu film, yönetmenin bize göstermek istediği zincirin sadece bir halkası!

Eğer ülkemizde bu film hakkında yapılan eleştirileri okursanız, yönetmenin hikâye içinde hikâye anlatmaya çalıştığını fakat yeterli derinliği yakalayamadığını söyleyenleri göreceksiniz. Bir yerde haklılar. Ismael, bir film senaryosu üzerinde çalışmaktadır. Ismael’in kendi filmi için yazdıklarını biz bu filmde görürüz. İki farklı olay akışı yani film içinde film var aslında. Ismal’in filminde bir diplomat/ajan/istihbaratçı olarak tanımlayabileceğimiz bir karakter var: Ivan Dedalus. Ismael, bu karakteri yine aynı sıfatlarla tanımlayabileceğimiz kardeşinden esinlenerek yaratıyor. Kardeşinin gizemli hayatını sinemanın büyülü dünyasına taşıyarak ölümsüzleştirmek istiyor. Eleştirmenlerin buradaki sorunu, Ivan Dedalus karakterinin gerçek mi yoksa kurgu mu olduğu ayrımına varamıyor olmaları. Film bunu bize açıkça açıklamıyor. Ve evet, Ivan’ın hikâyesi ile Ismael’in hikâyesi arasındaki geçişler çok sağlıklı değil ve bu filmin akışını olumsuz yönde etkiliyor.

Bu film için Arnaud Desplechin ve Mathieu Amalric’i altınce kez bir araya getiren film demiştim. Bu ikilinin en bilinen filmlerinden biri olan Comment je me suis disputé… (ma vie sexuelle) filmini izlediniz mi? Veya daha bilinen adıyla My Sex Life… or How I Got into an Argument? Kaba bir çeviri ile “Seks hayatım.. ya da Bir Tartışmaya Nasıl Girdim?” Bu filmde henüz 21 yaşında olan Marion Cotillard’ı sıradan bir rolde görmek de mümkün. Filmde Mathieu Amalric tarafından canlandırılan başrolümüzün adı Paul Dedalus. Evet biliyorum fark ettiniz, Ivan Dedalus ile aynı soy ada sahip. Esther adlı bir başkarakterin de olduğu bu filmden sonra yönetmenin Esther Kahn adlı bir film çektiğini de belirtmek istiyorum. Bu iki filmdeki isimlerin aynı olduğunu da belirteyim de tam olsun. Unutmadan, Paul Dedalus’tan ziyade bu filmde bir de Sylvia karakteri var, buraya tekrar döneceğim.

Bundan sonrası biraz spoiler içerebilir. Adını Vertigo’daki Carlotta Valdes’dan alan Carlotta 20 küsur seneden sonra geri döndüğünde Ismael, bir dilemmanın ortasında kalıyor. Bir tarafta çok sevdiği ve kaybolduğuna inandığı Carlotta, bir yanda Sylvia. Yapması gereken bir seçimin ortasında bir yandan da senaryosuyla uğraşan Ismael, pek mantıklı düşünemiyor. Sylvia, durumun farkına varıp gitmeyi tercih ediyor. Sadece burada çok pasif bir karaktere sahip olduğunu düşündüğüm Ismael, karşı koyamıyor. Carlotta’yla beraber olan fakat ona dönmeyen, ona istediğini vermeyen Ismael, bu sayede tekrardan gözüme girebildi. Carlotta ve Sylvia’nın konuşmalarını ayrıca çok samimi, çok gerçekçi bulduğumu belirterek bu senaryonun bir aşk üçgeni olmadığını iddia ediyorum. Ismael, Ivan Dedalus hakkında bir senaryo yazmaya çalışıyor. Kafası karışık ve psikolojik sorunları olan bir adam o, garip bir yönetmen. Gerçekte ne olduğunu bilmediğimiz veya anlayamadığımız bir kardeşi var ve onu anlatmak istiyor. Sylvia ile mutlu bir ilişkisi var. Carlotta kendisi ve babası Henri Bloom için öldü sayılıyor. Carlotta birden geri dönünce düzen bozuluyor. Carlotta’ya geri dönmeyi düşünüp Sylvia tarafından terk ediliyor. Carlotta, Ismael’den bebek istiyor. Fakat Ismael tekrardan Sylvia’ya dönüyor. Eski mutlu günlerine geri dönüyorlar. Sylvia ona bir bebek vereceği haberini veriyor. Ve film sonlanıyor. Filmin görüneni bu fakat hikâyesi bu değil.

Arnaud Desplechin’nin filmleri birbiri ardına gelen ve birbirini tamamlayan filmlerden oluşuyor. Comment je me suis disputé… (ma vie sexuelle) filmindeki Paul Dedalus, -ki Mathieu Amalric tarafından canlandırılıyor- akademik hayatından memnun olmayan ve daha yüksek kademelere gelmek isteyen bir öğretim üyesidir. Ailesi ve geçmişi ile ilgili sıkıntıları vardır. Ayrıca ilişkisinden memnun değildir. Paul Dedalus sevgilisini terk eder, görevinden istifa eder. Onun ihtiyacı olan şey kendini tanıyabilmesidir. Bir kadınla beraber olur, adı Sylvia’dır. Sylvia, Paul Dedalus’un kendi yolunu bulmasına yardımcı olan kadındır. Bu film 1996 senesinde çekildi.

Şimdi Ismael’e dönelim. Ismael, daha iyi filmler çekmek isteyen bir yönetmen. Tıpkı Paul Dedalus gibi şimdiki yerinden memnun değil ve ayrıca geçmişiyle ilgili sıkıntıları var. Sinemada kendini bulamıyor, odaklanamıyor, yapması gerekenden uzaklaşıyor. Kardeşi Ivan Dedalus’u anlatan bir film çekmek istiyor. Ivan Dedalus’un Ismael’in gerçek kardeşi veya kurgusal karakteri olduğu konusundaki tartışmaya şu açıdan bakıyorum: Bence Ivan Dedalus, yine aynı oyuncu tarafından canlandırılan Paul Dedalus’un kardeşi. Yönetmenin diğer filmine bulunduğu bir atıf. Yani Ivan hem Paul’un hem Ismael’in kardeşi. Carlotta’nın 20 yıl sonra geri dönmesi, bahsi geçen filmden 20 yıl sonra Mathieu Amalric ile Marion Cotillard’ın bir araya gelmesi hakkında ince bir gönderme. Ve her şeyden önemlisi filmin adı! İsmail’in Hayaletleri ne demek? Hayaletten kastımız Ivan Dedalus olabilir çünkü Ismael’in Ivan’dan hep farazi bahsi, bunun gerçekliğini sorgulamamıza neden oldu. Peki hem Ivan hem de Carlotta hayalet olabilir mi? Mükemmel bir hayal gücüne sahip olan yönetmenin ruh bunalımını ve yine 96 yapımı filmde Paul Dedalus’u dilemmadan kurtaran Sylvia’nın, bu kez Ismael’i bu dilemmadan kurtarmasını izlemiş olabilir miyiz? Yoksa Dedalus kardeşlerden Carlotta’ya ve Sylvia’ya kadar tüm bu ad ve konu benzerlikleri, kronolojik olarak birbirini tamamlayan bu filmler tamamen tesadüf mü? Her şeyden önemlisi eğer film eleştirmenlerin dediği kadar kötüyse, Marion Cotillard bu senaryoyu neden kabul etti ki? Çekimleri 10 gün süren düşük bütçeli bir filmden çok para kazanabileceğini düşündüğü için mi? Yoksa zincirin ilk halkasında da olduğu ve neyi oynadığını fark ettiği için mi?

Sözün özü: Bir filmi diğer filmlerden bağımsız olarak izleyip eleştirmeyi alışkanlık haline getirmiş eleştirmenlere aldırış etmeden, bu filmi izlemenizi tavsiye edebilirim. Oyunculuklar zaten mükemmel ve bir o kadar iyi olan müziklerle de filmin atmosferi gerçekten çok iyi. Ben profesyonel bir eleştirmen veya sinema yazarı değilim. Sadece izledim ve bildiklerim gereğince anlatmaya çalıştım. Umarım baş ağrıtmadım. Unutmadan, IMDb üzerinden sadece 913 kişinin oy verdiği bu filmin puanı 5.8. Fakat benim puanım, biraz da duygusal nedenlerden ötürü, 9/10. MMW!

Altay Kenger

Altay Kenger hakkında 75 makale
Caer De Disgracia | In Ungnade fallen

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*