Amerikan Servis Üzerine Yazılmış Melankoli Öyküleri 1: Mavi Bir Akşam Yemeği

Muhsin’in bir oğlu vardı. Berk koymuştu adını. Tercih edeceği bir isim değildi ama karısı, Aysel doğumdan aylar önce bu ismi seçmiş; doğumdan kısa bir süre, saatler sonra ölünce, Muhsin de bu isteğini yerine getirmişti. Artık onun gözünde de Berk’ti oğlunun adı. Başka bir isim düşündüyse bile artık hatırlayamıyordu. Oğlunu seviyordu, bu hissi tam olarak tarif edemiyor ama oğlu için pek çok şeyi yapabileceğini düşünüyordu. Tuhaf bir ruh buluyordu Berk’te. Bir çocuğun yapabileceği pek çok şeyi yapıyor ama bunları yaparken bir yetişkin ciddiyeti ve sükunetiyle davranıyordu. Diğer çocuklar böyle değildi. Kendi de böyle olmamıştı. Berk’in bu halinden rahatsız değildi, tam aksine, akşamları sohbetinden keyif alıyordu çocuğun…

Zorlu ama keyifli bir işi vardı, kendince. Makul saatlerde çalışıyor, kalan zamanı oğlu ve eviyle ilgilenerek geçirmekten rahatsızlık duymuyordu. Çalıştığı süreler, ablasına bırakıyordu Berk’i. Bakıcılara ve gündelikçilere güvenmiyordu, beş yaşındaki bir çocuğu okullara; anlamsız kurallara ve kendi dünyasının büyüleyici havasından uzaklara mahkum etmeyi de mantıksız buluyordu. Okullarla arası hiç iyi olmamıştı. Hayatta kalmak için diplomaları gerekli görmüyordu. İyi bir baba nasıl olunur hiç bilmiyordu, deniyor ve muhtemelen yanılıyordu. Mesele değildi ama; Berk’ten bir şikayet yoktu.

Yürüyerek ablasının evine gitti. Nermin yalnız yaşıyor ve dul aylığı alıyordu. Ablasının ihtiyaçlarını fazlasıyla karşılayacak bir meblağı veriyordu Muhsin. Herkes memnundu. Yıllar evvel girişmişti şimdiki işine, rahmetli babasının azımsanmayacak bir kaynağına mal olmuş ama sonunda LSD üretmeyi başarmıştı. Radar altında yaşıyor, ayda bir veya iki toplu satış ile yoluna bakıyor ve fazlası için çabalamıyordu. Gerek yoktu; artık bir oğlu vardı ve daha da önemlisi, asit iyi para getiriyordu. İlk işlerinden sonra bir grafik tasarım işi kurmuştu, hakkında hiçbir şey bilmediği bir işti bu. Çekirdekten yetişme bir elemanı vardı ve lokantalara ucuz menüler, broşürler basıyorlardı daha çok. Birkaç şey öğrenmişti geçen yıllarda ama fazla bulaşmak da istemiyordu. Proje çantasındaki taslakların arasına saklanmış, asit emdirilmiş kağıtları kimseyi uyandırmadan taşıyordu bu iş sayesinde. Risksiz olarak kabul ettiği bu işin tek riskli ve tehlikeli yanı ergotamin bulmaktı. Haplardaki kafein işi bozuyordu. Bir gün öldürülürse, oğluna hatırı sayılır bir para bırakabilecekti, tamamen yasal. Tutuklanırsa başkaydı ama, yakalanmak ölümden beterdi.

Ablası tevazu konusunda haddini inceden aşan bir apartman dairesinde oturuyordu. Hastalık derecesinde titizdi. Başka bir çocuk olsa, kimin çocuğu olduğunu umursamaz, evine bile sokmazdı. Berk, Nermin için de diğer çocuklardan çok farklıydı. Muhsin, Nermin’in gözünde serbest meslek erbabıydı. Her haliyle doğruydu bu ama işin gerçek doğasından bihaberdi. İç dünyasını ve iş dünyasını bilen tek yakını Aysel olmuştu. Çok deli bir kadındı. Her akşam şarap içer, barlarda kavga eder, trafik kurallarına iman etmezdi. Asit işine ilk girdiği vakitler, daha saf ve daha dikkatsiz davranıp, kulüplerde kendi başına sattığı dönemlerde; bir kulübün locasında tanışmışlardı. Daha ilk andan bu muhabbetin uyuşturucu ile hiçbir alakası olamayacağına inanmış ve yanılmamıştı. Sonraki yıllar; kavgalar, gereksiz çılgınlıklar ve acil servise sık düzenlenen seyahatler ile geçmişti. Evlenip –ki niçin böyle bir karar aldıklarını ikisi de bilmiyorlardı, hamile kalınca; Aysel alkolü, sigarayı ve tüm çılgınlıkları bırakmış, hiç olmadığı kadar sağlığına düşkün olmuştu. Yaşasaydı Berk’i herkesten ve her şeyden çok sever ve hatta Muhsin’e bile tahammül edemez, boşardı. “Keşke yaşasaydı…” derdi Muhsin, sık sık. Sonra Aysel’in her zaman dediği gelirdi aklına; “Yarın ölecekmiş gibi yaşamak istiyorum!” Bunu derken bir durgunluk, dinginlik gelirdi gözlerine Aysel’in. Berk, annesinin öngörüsüne ve zekasına, Muhsin’in de içe dönüklüğüne sahipti. Bir gün delirmezse, çok ilginç bir evladı olacağını düşünüyordu Muhsin. Genelde yanılmazdı böyle mevzularda.

Zili çaldı. Ablası davet etmedikçe kapıdan girmezdi. Çoraplarının halılara değmesi ablasının sinirlerini bozuyor, bunu hiç söylemese bile, Muhsin anlıyordu. Kocası öldükten sonra ablasının eskisi gibi olamayacağı belliydi, onu üzmemek için elinden geleni yapmaya çalışıyordu. Berk daha fazlasını yapıyor gibiydi ama. Ona bakmaya başlayalı, ablası biraz daha düzelmiş, Berk büyüdükçe de bu seyir olum yönde devam etmişti. Nermin’in kapıyı açması vakit alırdı. O saatte Muhsin’den başka gelen olmazdı ve ablası önce Berk’i giydirir, sonra açardı kapıyı. Dışarıdan toz, pislik ve pek çok şey girsin istemezdi, takıntı yapmıştı bu meseleyi. Muhsin de Berk hazır olana kadar kapıda beklerdi. Bu bekleme, işlerin iyi gittiği anlamına gelirdi ayrıca. Ablası, kapıyı sadece Muhsin’i içeri davet edeceği zaman erkenden açar, bu olduğunda da genelde bir sorundan bahsederdi. Bacağı üzerinde parmakları ile ritim tutmaya başlamışken açıldı kapı. Nermin’in yüzünde bir düşünce okumak zordu, bu ikisinin çok benzediği birkaç özellikten biriydi. Tuhaf bir genetik olmalıydı bu. Muhsin, yüzüne oturan, refleksten bozma bir gülümseme ile baktı ablasına.

– İyi akşamlar ablacığım… Berk’i almaya geldim.

Ablası Berk’in elinden tutup, kapı eşiğine getirdi. Berk’e dönüp, oldukça doğal bir gülümsemeyle “Babanı üzme, tamam mı halacığım?” dedi. Yalnızca Berk’le konuşurken gülümserdi Nermin. Berk yüzünde bir ifade olmasa da, sesiyle bu sıcaklığa karşılık verdi: “Peki Nermin Hala. İyi akşamlar.” Neredeyse ceket ilikleyip, tokalaşacak gibi duruyordu Berk, hayata otuz yaşında başlamış gibiydi. Muhsin, “Halanı üzmedin değil mi oğlum?” dedi ve cevabı beklemeden “Aferim!” diye ekledi. Birbirileri hakkında üzülmemeleri dışında bir temennileri olamıyordu iki kardeşin. Daha fazla üzülmemek yeterliydi. “İyi akşamlar ablacığım.” dedi Muhsin, aynı gülümsemeyle.

-İyi akşamlar Muhsin, dikkatli gidin.

Mekanik bir yanıt alabildi Nermin’den. Berk’in elini tutup, merdivenlere yürüdüler.

Yolda, bir kırtasiyenin önünde durdular. Muhsin, oğluna döndü, diz çöktü – bu kadar saygıyı hak ediyordu çocuk, “İstediğin bir şey var mı?” diye sordu. Biraz düşündükten sonra, “Boya kalemi ve oyun hamuru.” dedi Berk. Bir şeyler çizmeyi ve oyun hamurunu pek seviyordu. Kalemler iyi dayanıyordu ama oyun hamurları için aynısını söylemek zordu. Kolay kirlenen şeylerdi oyun hamurları ve sıklıkla Nermin’in gazabına uğruyorlardı. Berk de bu alışkanlığı edinmişti, iki günde bir yeni hamur alıyorlardı. İçeride kendi haline bıraktı çocuğu. Arada başka şeyler de bulurdu bu keşiflerde Berk, genelde resimle ilgili şeyler. Çizime, şekil vermeye kısacası şekillere pek ilgiliydi ve kendi kendine, az da olsa, okumaya başlamıştı. Çocuk kitaplarına göz attı Muhsin. Daha erkendi bunlar için ama en fazla bir sene sonra, çokça kitap da alacaklarını biliyordu. Berk büyüyordu. Karşılıklı oturup, içebilecekleri yaşa gelmesini sabırsızlıkla bekliyordu.

Muhsin dışarıda, Berk de halasında yerdi akşam yemeklerini. Evde pek bir işleri olmaz, Muhsin bilgisayarında takılır, Berk ise bir şeylerle uğraşırdı kendi dünyasında. Yeni aldığı malzemeleri ile yine o dünyanın çok derinlerine dalmıştı. Hayallerinden bir an için sıyırıp tekrar diğer insanların dünyasına dönmesi için, Berk’in yanına gitti. “Ne yaptın bakalım?” diye sordu. Berk, sanatını icra eden genç bir sanatçının takdir beklentisiyle, “Bu bir kurukafa, bu da iskeleti.” dedi.

-Peki, kurukafanın üzerindeki ne?
-Balta. Balta ile öldürülmüş.
-Hmm… Güzel olmuş.
-Resmime de baksana baba…

Genç sanatçısının hevesini kırmak Muhsin’in huyu değildi.

-Tabi ki… Ne çizmişsin bakalım? Kırmızı ve siyahı çok kullanmışsın.
-Cehennemi ve şeytanları başka nasıl çizebilirim ki?
-Cehennem pekala mavi de olabilir.
-Niye mavi?
-O kadar soğuksa belki buz tutmuştur?
-Baba, cehennem soğuk mu?
-Öyle derler, bilmiyorum… Gidince görürüz.
-Ne zaman gideceğiz?
-Ölünce, annen gibi.
-Annem cehenneme mi gitti?
-Muhtemelen.
-Büyüyünce ben de gideceğim!

Gülüştüler. Yatma vakti geliyordu Berk’in. Yarın akşam yıkamaya karar verdi Berk’i, çok sık yıkamak istemiyordu ama çocuğunu Nermin tarafından çitilenmekten kurtarmanın tek yolu buydu. Yarım saat daha oynamasına izin verdi ve bilgisayarında kedi videoları izlemeye devam etti.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*