Bir Film Vardı: Gainsbourg (Vie héroïque) (2010)

Bugün Fransız popüler müziğinin en popüler isimlerinden biri olan Serge Gainsbourg ve onun karmaşık hayatı hakkında mükemmel bir biyografi olan Gainsbourg: A Heroic Life filminden bahsetmek istiyorum.

Serge Gainsbourg, ’91 Mart’ında hayatını kaybeden Fransız müzisyen, sinemacı ve aktivist. Gainsbourg’un müziği en az hayatı kadar karışıktı. Onun müziğini tek veya birkaç türle ifade etmek olanaksızdır. Yüzlerce özgün bestesi olan ve binlerce kez yeniden yorumlanan şarkıların sahibi olan Gainsbourg’un hayatını anlatan bu filmin yönetmeni Joann Sfar. Ben Joann Sfarr adını daha evvel duymamıştım, filmografisine baktığımda birkaç animasyon filmi ve kısa film dışında pek bir eseri olmadığını gördüm. Fakat onu özel kılan, Serge Gainsbourg hakkında biyografik bir film çeken ilk yönetmen olması, hem de bu kadar ayrıntılı ve özel olarak.

Film, WW2 döneminde Nazi Almanyası tarafından işgal edilen Fransa’da başlıyor. Gainsbourg’un adının Lucien Ginsburg olduğu yıllar… Babası tarafından müzik eğitimi verildiği halde resimle uğraşmak isteyen Lucien’ı izliyoruz önce. İşgal altındaki topraklarda kısıtlı imkânlarla kurslara, sergilere giden ve hep yaşından büyük işlere kalkışan bu şirin çocuk, yatılı okula gönderiliyor. Köylü çocuklar arasında kalıp, farklı kültürden gelenleri tanıyor. Âşık oluyor. Ve âşık olduğu kadını anımsayabilmek için onu resmediyor. Lucien’ın yanı başında adına vicdan dediği, bir benlik daha var. Animasyon filmlerinde adını gördüğümüz yönetmen, Lucien’ın yanı başından hiç ayrılmayan bu yaratığı çok iyi bir şekilde filme yerleştirmiş. Film belki bu açıdan yarı animasyon sayılabilir.

Sonra Eric Elmosnino tarafından canlandırılan genç Lucien’ı görüyoruz, bir sanat okulunda. Resimden ziyade müzikle de ilgilenmeye başlıyor. Çok olgun, ağırkanlı ve prensipli bir adam bu. Kadınlarla ilişkisi bu dönemde başlıyor. Ve sonra vicdan olarak adlandırdığımız iç benlik sayesinde kendine bir sahne adı seçiyor: Serge Gainsbourg. Küçük barlarda sahne almaya başlıyor. Daha çok insanla tanışıyor, çevresi genişliyor. Ve bir gün bu vicdan, Serge’in bütün resimlerini yakmasını sağlıyor. İç benlik, ona resimle değil müzikle ilgilenmesi gerektiğini söylüyor. Serge’in kariyerindeki dönüm noktası da bu oluyor.

Serge Gainsbourg’un dönemin popüler yazarlarından Boris Vian ile tanışması ve ilk şarkı sözlerini yazmaya başlaması ile devam ediyor film. France Gall ve Françoise Hardy dönemin popüler sanatçılarına da rastladığımız filmde en özel kısımlardan biri şüphesiz ki, Laetitia Casta tarafından canlandırılan Brigitte Bardot’ydu. Yönetmenin Gainsbourg-Bardot ilişkisini tüm çıplaklığı ile göstermesi gerçekten hem cesurca hem de takdir edilesi bir hareketti.

Filmde tartışmasız en çok dikkat çeken şey ise dillere destan Jane Birkin – Serge Gainsbourg aşkıydı. Filmde Jane Birkin, filmin çekimlerinin devam ettiği sırada intihar ederek hayatına son veren Lucy Gordon tarafından canlandırıldı. Yönetmen, filmi Lucy Gordon’ın hatırasına adaması çok manidar olmuş tabi. Jane-Serge ilişkisi izleyiciye gerçekten, biyografik bir filme göre, yeteri kadar iyi yansıtılmış. O meşhur Je t’aime… moi non plus şarkısının arka planına şahit olmak, iyi hissettirdi. Bunun dışında Charlotte Gainsbourg’un çocukluğunun da birkaç sahnede görünmesi, Serge’in istenmeyen adam konumuna geldiği dönemler, hevesini yitirdiği zamanlar ve özellikle son dönemleri gerçekten çok başarılı bir şekilde beyaz perdeye aktarılmış. Eric Elmosnino muhteşem Serge Gainsbourg benzerliği ile rolünün de hakkını vermiş.

Film, türü ve konusu ile iddialı bir film değil zaten fakat yine de diğer biyografi filmlerinin aksine gerek animasyonlar gerekse muhteşem Serge Gainsbourg şarkılarıyla ortalamanın çok üzerinde bir eser ortaya çıkmış. IMDb’de 8.628 kişinin oyu ile 6.9 puan alan bu filme benim puanım tabi ki 8/10. MMW!

Altay Kenger

Altay Kenger hakkında 75 makale
Caer De Disgracia | In Ungnade fallen

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*