Amerikan Servis Üzerine Yazılmış Melankoli Öyküleri 2: Amaç Çok Uzaklardan Kart Yolladı

Lodosun; Ankara’nın kimilerince kasvetli, bence kendi tarzıyla bir sanat eserini andıran havasını berraklaştırdığı bir günün gecesinde dışarı çıktım. Dışarı çıkmak için kendime bir bahane yaratmaktan vazgeçeli yirmi beş dakika olmuştu; elim boş dönmüştüm, bahane arayışından. Zordu, kendimle yaptığım tartışmalarda kaybeden taraf olduğumu kabul etmek… Dışarı çıkıp tüm bulutlardan, dumanlardan, pustan ve adeta havadan arınmış gibi duran gökyüzüne baktım. Dünyanın dönmesinden, gökyüzünün renginden her şeyden nefret ediyordum. The Beatles’a küsüşümün üzerinden üç yıl geçmişti ve barışacak gibi değildik. The Beatles’dan nefret ediyordum. İnsanlara baktım; onlara bakan bir çift gözüme her defasında yüzlercesi ile karşılık veren, orantısız dikizcilere… Kendimi tuhaf hissetmeme sebep oluyorlardı. Sanki herkesin anladığı bir espri vardı ama ben anlamıyordum. İnsanlardan pek haz etmiyordum.

Sevdiğim şeyler de vardı elbet, tütünü çarşafa yaymayı ve minik bir külah şeklinde sarmayı; o şekli ile özel güvenlikçileri, endişeli anne-babaları ve eski zamanlardan kalma insanları korkutmayı, çok seviyordum. Tütün, çarkıfelek, pelin otu sarmak serbest, esrar yasaktır. Kurtuluş Parkı’nda bir buçuk litre şarap ile demlenmek yasak, Altındağ Belediyesi duvarına yaslanıp bonzai içmek serbesttir. Mantık? Daima vardır. Bize uymasa da… Tütünüm yoktu; çünkü param yoktu. Fakir olduğum zamanları daha çok sevebilirdim belki, daha nadir görüşseydik. Fakirlik, çok sarhoş olunan bir gecenin sabahında kendini elli beş yaşındaki alt komşun ile yatakta bulmak gibidir. Kurtulmak istiyordum ama çok mantıksız bazı fikirler haricinde elimde hiçbir şey yoktu. Böyle zamanlarda asla sahip olamayacağım kadınlara ve asla yaşayamayacağım hayatlara bakarım. Fakirliğimi yüzüme vurur, beceriksizliğimi kendime hatırlatır, daha iyi hissetmeyi umarım. Genelde işe yaramaz. Sefaletten kurtulamayacak kadar işe yaramazdım ama bundan keyif alacak kadar mazoşist değildim. Son zamanlarda kadınlar da çok ilgimi çekmiyordu. Bir şeyler ters gidiyordu ama ne olduğunu çözemiyordum. Yakında öğrenecektim ama, biliyordum bunu.

“Hava almak” için evden çıkıp, eve elli metre mesafede bir parkta oturuyorsan, sıçtın demektir. Ya yürümeyecek kadar tembel ya da bir tür ruhsal bunalımdasın… Tembel olduğuma emindim. Kendimle ilgili her şeyi biliyordum ama kim olduğuma dair hiçbir fikrim yoktu. “Siktir…” dedim kendi kendime. Mahallenin köpeklerinden biri önüme yattı. İyi anlaşıyordum onlarla, mahallenin tüm hayvanları ile aram iyiydi, kuşları saymazsak. Kuşlarla sürekli kavga ediyorduk. Sözleri deli saçması geliyor, hareketleri beni sinir ediyordu. Kuşlar, hayvanlar aleminin ön lisans mezunu evrak takip memurlarıdır ve aynı kurumda yirminci yılları dolmuştur. Bir daha görmemek üzere ayrılırsınız ama daima bir şekilde burnunuzun dibinde biterler.

Parkta otururken ve açlığımdan bile beter bastıran tütünsüzlüğümün bu kuvvetine hayret ederken; Kaydırak Serkan geldi. Kaydırma yapan ve yoksunluk sendromları haricinde oldukça mülayim bir karakter sergileyen Serkan, herkesin tanımak ama fazla muhatap olmamak isteyeceği türden bir keşti. Kafası yine mevsim normallerinin üzerindeydi. Bana sataşmayı severdi böyle zamanlarda, ben de severdim. Oturduğum banka doğru ilerleyişini gözlerimi kullanmadan takip edip, sessizce bekledim. “Selamünaleyküm.” dedi, elini, kalbi olduğunu sandığı ama kalp için fazla yukarıda olan sol göğsüne götürüp. Bana ait gibi çıkmayan bir sesle, “Aleykümesselam.” dedim. Ben de kalbi birkaç santim ile ıskalamıştım. Zordu tek seferde bulmak. “Hayatın iyi gitmesine mani, tüm zorluklardan kurtulmak için bir çözümün var mı, yüce üstad?” Güzel soruydu. Yarım bir reverans eşliğinde sormuş, sahnesini oynamıştı. Sesinin ciddiyeti, yüzünün alaycılığına denkti. Kolayca duyup, anlayacağı yavaşlıkta, “WD-40.” dedim. Bir süre durup düşündükten sonra, başıyla selam verip gitti. Bu raunt benimdi.

“Bugünün zaferi, saat 22:40 sularında, Kaydırak Serkan’a karşı Şehit Osman Parkı’nda kazanılmıştır.”

Eve gitmeye karar verdim. Serkan’dan sonra karşılaşacağın şeyler hiç iyi olmazdı genelde. Köprüden önceki son çıkış: Kaydırak Serkan. “İyi olmayan şeyler” bakımından, kotamı uzun zaman önce doldurmuştum. Eve kadar sürecek elli metrelik yolculuğumun rahat geçmesini umarak, yürümeye başladım.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*