Acının Palyaçosu: Achille Zavatta

Palyaçolar Pazartesi sabahları ağlarlar mı? Yalan söylerler mi? Yalnız mıdır palyaçolar? Hiç gocunmazlar mı hayata? Herkes alçak mıdır, bir palyaço için? Tüm bunları söyler mi veya yazdırır mı palyaço? Gerçekten fısıldar mı şairlere? Bilmem, hiçbirini bilemem. Tek bildiğim; bir palyaço dokunursa dünyaya, çok bungun ama güzel, çok mütevazı bir rüya gibi, parçalanır dünya. Palyaçoluk, gülmek değil güldürmek üzerine emek isteyen bir iştir. Bundan sebep palyaçolar; sadece sirk içinde değil, tüm insanlar içinde çok özel insanlardır. Palyaçoluk, komedyenlik veya oyunculuk değildir. Kökleri daha eskilere uzanan ve farklı birçok toplumda rastlanan bir karakterdir. Grotesk görüntüleri nedeniyle koulrofobiye sahip olan insanlar olsa da, genel olarak palyaçolar, eğlence veya güldürü denildiğinde akla ilk gelen imgelerdendi, bir zamanlar. Artık fantastik/kurgu olarak adlandırılan zeminsiz karakterlerin film ve dizilerinin rağbet gördüğü bu dönemde, XX. asrın en büyük palyaçolarından biri olan Achille Zavatta’dan bahsedeceğim:

Achille adıyla tanınan Alfonso Zavatta 1915 senesinde Tunus’ta doğdu. Çocukluğu, Kuzey Afrika’da geçti. Güreşçi, halterci ve aynı zamanda soyadıyla meşhur bir sirk sahibi olan bir babanın oğluydu. Achille’in çocukluğu döneminde babası, Cirque Zavatta adlı gösterisi ile Mağrip bölgesinde dolaşıyordu. Ailesindeki herkes sirklerle ilgilendiğinden kendisi de genç yaşından itibaren sirklerde bulunmaya başladı. Zoo Circus, French Circus ve Cirque W. Hagenbeck adlı sirklerde çalışan kardeş ve kuzenlerine yardım etmek maksadıyla, bu sirklerde küçük çaplı görevler alıyor ve yetenekli olduğunu gösteriyordu. Ama Achille’in kariyerindeki asıl dönüm noktası 1930 senesinde Paris’teki Cirque d’Hiver Bouglione’e girmesiydi. Burada geçirdiği süre boyunca sadece palyaçoluk yapmadı. Achille başarılı bir trapezdi, hayvanlarla beraber gerçekleştirdiği gösterileriyle izleyenleri büyülüyor ve ayrıca saksafon, davul ve trompet çalarak müzikal yeteneğini de konuşturuyordu. Fakat İkinci Dünya Savaşı’nın patlak verdiği 1936 senesi, dünyadaki milyonlarca insan için olduğu gibi, Achille için de bir durgunluk döneminin başlangıcı oldu.

Savaşın bitiminden 1951 senesine kadar Bostok Circus ve Zoo Circus’u yönetti. 1955 senesinde televizyon, sinema ve radyo kanallarını da kullanarak kariyerini daha çeşitli hale getirmeye ve daha çalışkan daha parlak bir palyaço olmaya karar vererek Bouglione kardeşleri terk etti. Bu dönemde 30 ans de Cirque (30 Yıllık Sirk) ve Viva Zavatta adlı kitap kaleme aldı. Filmler çekti. Birbirinden farklı gösterileriyle farklı ülkeleri gezdi. Nihayet 1978 senesinde kendi adını taşıyan Circus Achille Zavatta’yı kurdu. Fakat 1985 senesine gelindiğinde çocukları bile bu sirki terk edip, kendi sirklerini kurdular. Bu durum, Achille’in yalnız kalmasına yol açtı. 1990 senesinde Paris’te gösterilen “Viva Zavatta! Viva Mexico!” adlı gösteriden bir sene sonra, Achille iflas edip, kendi adını taşıyan sirkini satmak zorunda kaldı. Ailesiyle yaşadığı sorunlardan sonra maddi sorunlar yaşamaya da başladı. Üst-üste gelen problem onun sağlığını kötü etkiledi, Achille diyaliz hastası oldu. Uzun müddet bu böbrek rahatsızlığını çekti ve ayrıca görme problemleri de yaşadı. 1974 senesinde evlendiği üçüncü eşi Annick Tretout ve ondan olan 18 yaşındaki oğlu Franck’in uyuduğu 16 Kasım 1993 Salı günü, şafak sökmezden evvel, bir av tüfeği ile kafasına sıkarak, intihar etti.

18 Kasım 1993, Milliyet Gazetesi

Achille’in cenaze töreninde; bir sirk geleneği olarak, palyaçolar, müzisyenler ve diğer sirk çalışanları konvoyu takip ettiler. Achille’e karşı borçlarını, onu son yolculuğuna uğurlayarak ödedi, eski arkadaşları ve öğrencileri. Achille’in bedeni yakıldı. Külleri Paris’teki Père-Lachaise Mezarlığı’nın 87. bölümündeki 1918 numaralı kutunun içinde korunuyor.

Achille Zavatta için yakılan bir ağıt niteliğinde olan Güvercin Burcunda İntihar adlı şiirini Hakan Savlı; son palyaçoya selam verdiği bu dizelerle bitiriyor:

unutuluşun kasabası, köpük dokusu
duvarlarda gül dövmeleri
“yaşamım” demiştin “ne kadar kirli”

Altay Kenger

*Bu yazı Porsuk Dergi’nin yedinci sayısında yayımlanmıştır.

Altay Kenger hakkında 64 makale
Caer De Disgracia | In Ungnade fallen

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*