Bergman’ın Epik Bukalemans Aktörü: Gunnar Björnstrand

13 Kasım 1909 tarihinde Stockholm’de Oscar Johanson ve Ella Mauléon çiftinin, kendileri gibi oyuncu olacak olan oğulları dünyaya geldi: Gunnar Björnstrand!

Gunnar Björnstrand; Ingmar Bergman filmleriyle tanınan, izleyenleri büyüleyen ve geçen zamana rağmen halen birçok oyuncuya ilham kaynağı olan emsalsiz bir yeteneğin adıdır. Kraliyet Dramatik Tiyatrosu’nda, Ingrid Bergman, Signe Hasso ve -daha sonradan ömür boyu eşi olacak olan- Lillie Björnstrand ile beraber eğitim aldıktan sonra uzun müddet farklı işlerle uğraşmak zorunda kalıyor. Fakat sonrasında hayatında bir dönüm noktası sayılabilecek yönetmen Ingmar Bergman ile tanışıyor. Daha sonradan çok sıkı dost olacak olan Björnstrand-Bergman ikilisinin ilk ürünü 1946 yapımı Det regnar på vår kärlek filmi, Türkçesi ile Aşkımızın Üzerine Yağmur Yağıyordu. Bu filmde Mr. Purman rolünü hayat veren Björnstrand’ın asıl tanındığı bir film olarak genelde 1955 yapımı Sommarnattens leende (Bir Yaz Gecesi Tebessümleri) filmi gösterilir. Çünkü 1957 senesindeki BAFTA Ödül Töreni’nde En İyi Yabancı Aktör dalında aday gösterilmiştir. Ayrıca film 1956 senesindeki Cannes Film Festivali’nde En İyi Şiirsel Mizah ödülüne de layık görülmüştür. Bu gelişmeler tabi ki hem Björnstrand hem de Bergman’ın Avrupa’da duyulmalarını sağlamıştır. Gunnar Björnstrand’ın tanındığı bir diğer film olaraksa meşhur Det sjunde inseglet yani Yedinci Mühür gösterilir. 1957 Cannes Juri Özel Ödülü de dâhil olmak üzere birçok ödül alan bu film, şüphesiz ki en bilinen Ingmar Bergman filmlerinden biri olsa da ben bu filmi Gunnar Björnstrand’ın kendini gösterdiği bir film olarak görmüyorum.

Gunnar Björnstrand, bir yönetmen olarak Bergman için çok kıymetli bir hazineydi. Çünkü Björnstrand, kesinlikle sinema tarihinde eşine ender rastlayabileceğiniz türde bukalemans bir oyuncuydu. Bunu söylerken kesinlikle mübalağa etmediğimi de söylemek istiyorum. Şimdi olabildiğince kronolojik ve kısa olarak Björnstrand’ın filmografisi üzerinden gideceğim.

Det sjunde inseglet (1957)

Şüphesiz ki en bilinen Bergman filmi budur. Öyle ki bu film Bergman’ın en iyi filmler listesinde dahi yer alır. Ölüm, yaşam, Tanrı ve insanlığa dair birçok sorusunu Bergman, ölüm meleği ile satranç oynayan bir askerin hikâyesi üzerinden sorar izleyenlerine. Felsefede, şiirde, kutsal metinlerde ve bittabi ki her kaliteli filmde olduğu gibi, bize sunulan şey cevaplar değil sorulardır. Bu film öyle sıradan bir film değil, Vatikan tarafından en değerli filmler listesine alınan bir film. Bir papazın oğlu olan Bergman’ın, babasının kilisesinden ilhamla yarattığı dekorun içinde geçen senaryo o denli etkileyicidir ki, Aleksei German gibi bir yönetmen bu filmden sonra Hristiyanlığı benimsemiştir.

Bu film, Ölüm ve Antonius Block arasında geçen bir satranç müsabakası gibi görünebilir. Block’un alışageldiğimiz kavramları sorgulamasından ibaret sanılabilir. Fakat Bergman filmlerinin bukalemans yüzü Gunnar Björnstrand, bu filmde Jöns karakteriyle filme ayrı bir yön veriyor. Björnstrand çok farklı karakterlere hayat verse de, bir yerde hep Bergman’ın içindeki soğukkanlı ve karamsar tarafı canlandırıyor. Bir yan karakter gibi duran Jöns’ün soruları, tanımları ve arzuları Block’un arayışlarından daha derin ve ilgi çekici aslında. Block, din hakkında ciddi okumalar yapıp yine de kendi içsel hiçliğinden kurtulamayanlar gibi, yanıtlar arıyor. Fakat Jöns, kaybedecek bir şeyi kalmamış meyus bir adam gibi soğuk ve sertken, bir yandan da yaşamaktan bahsediyor. O, bana intihara cesareti olmayan bir adamı çağrıştırıyor. Bergman, Jöns üzerinden aşk, kadınlar ve bize hayatın karşılığında sunulan ödüller hakkındaki kapalı düşüncelerini anlatıyor. Ve Björnstrand, yeni-yeni simasını gören o dönemin izleyici kitlesine bu imajı mükemmel bir şekilde yansıtıyor. Bugün Yedinci Mühür biz izleyenleri böyle sarsıyorsa, bunun temelinde -farkına varmasak da- Block’tan ziyade Jöns yani Björnstrand vardır.

Det sjunde inseglet (1957)

Smultronstället (1957)

Gelelim en meşhur Bergman filmlerinden biri olan Yaban Çilekleri’ne. Yaban Çilekleri’ni ilk izlediğimde aklımdaki tek şey, oldukça enteresan bir film olduğuydu. Çünkü bu film bir senaryo üzerinden ilerlemiyordu. Tarkovsky’nin bilinç akışı yöntemi de değildi bu filmdeki. Film, düşler ve sanrılar üzerinden ilerlerken zamanda oynamalar da yapıyor fakat tüm bunlar olurken normal akışını aksatmıyordu. Bu filmin senaryo aşamasını düşündüğümde Bergman’ın emsalsiz bir zekâya sahip olduğunu düşünmeden edemedim. Filmin hikâyesinden pek bahsetmeyeceğim. Az evvel de söylediğim üzere Björnstrand, Bergman’ın karamsar yanını canlandırdı hep. Björnstrand bu filmde çok kısa süreli olmak üzere Dr. Evald Borg adlı bir karakterle görünüyor. Olabildiğince sert ve soğuk bir yüz ifadesiyle başlayan sekansı, onun dünyadan ve insanlardan ve hatta kendinden bile nefret edişini ifade edip intihar vurgusunu yapmasıyla son buluyor. Birkaç dakikalık bu sekans, gerçekten çok çarpıcıdır. Söylenen sözlerden ziyade Dr. Evald Borg’un yüz ifadesi, bakışları ve mağrur soğukluğu replikleri adeta pekiştirmişti. Bergman, kendi iç dünyasını anlattığı filmin içine en iç dünyasından parça tesirli hisler ifade etmeyi Björnstrand ile sağlıyor.

Smultronstället (1957)

Såsom i en spegel (1961)

En mükemmel Gunnar Björnstrand performansı! Aynanın İçinden olarak Türkçe’ye çevirebileceğimiz film, şizofreni hastası bir kız olan Karin’in eşi Martin, kardeşi Minus ve babası David arasında yaşananlardan mürekkep. Björnstrand burada karşımıza baba rolüyle çıkıyor. David, romanını bitirmeye çalışan entelektüel bir yazar. İşine o kadar derin bir tutkuyla bağlı ki, eşinin ölümü veya kızının ölecek olması onu romanlarından ayırmıyor. Aksine o, bu faciaları kendi lehine çeviriyor. Acıdan beslenen bir yazardan söz ediyoruz yani.

David karakterinin genelde Bergman’ın kendi babasını tasvir ettiği bir karakter olduğu söylenir. Bazı eleştirmenler ise bizzat kendisini yansıttığı söylerler ki haklıdırlar çünkü diğer filmlerinde olduğu gibi Bergman’ın içini yansıtan karakter yine Björnstrand olmuştur. Elinden düşürmediği piposu, gizli tutamadığı günlükleri, bitirmeye çalıştığı romanlarından ziyade David çok ince ve derin düşünmekten muzdarip biridir. Ölüm ve hayat hakkındaki derin düşünceleri yüzünden ruhen yorgun fakat acılara dirayet kazanmış biridir o. Neredeyse her rolünde olduğu gibi yine sorularla dolu, umutsuz, mağrur ve asildir. Düştüğü umutsuzluğu, çektiği acıları asla etrafına yansıtmayan, amiyane tabirle dik duran bir figürdür. Çok basit görünen olayların ardından bile girebildiği ağlama krizlerinden kurtulup, etrafındaki insanlara hiçbir şey olmamış gibi davranabilendir. Bergman filmleri arasında Björnstrand’ın en çok göz önünde olduğu, göz doldurduğu performans bence bu filmdir.

Såsom I En Spegel (1961)

Nattvardsgästerna (1963)

Gelelim bir diğer mükemmel performans olan, Kış Işığı’na! Kış Işığı’nda Björnstrand bir rahibi canlandırıyor. Gayet nizami taranmış saçları, gözlükleri ve şık giyiminden ziyade onu akılda kalıcı yapan şey şüphesiz ki yine, sorularıydı. İntihar etmeyi düşünen biriyle arasında geçen konuşmalardan sonra cevapları tıkanıp yine sorular sormaya başlamasından sonra, Bergman’ın mükemmel çekimiyle devleşen o kısacık sahnede söylediği sözle Hristiyan inancının en derinlerine iniyor: “Tanrım, beni neden terk ettin?”

Andrei Tarkovsky’nin favori 10 filminden biri olan ve Ingmar Bergman’ın da en sevdiği filmlerinden biri olan ve Bergman’ın eşi Kabi Laretei’in tabiriyle “kasvetli bir başyapıt” olan bu filmi de en az saydığım diğer filmleri kadar ısrarla tavsiye ediyorum.

Nattvardsgästerna (1963)

Persona (1966)

Björnstrand; Andrei Tarkovsky’nin favori 10 filminden biri olan ve Susan Sontag’a göre sinema tarihinin en iyi filmi olan Persona’da ise çok az görünen ve Dr. Evald Borg gibi olmasa da, daha farklı bir tesir bırakan bir karaktere hayat veriyor. Persona, belki de anlatması en zor olan Bergman filmidir. Çünkü bu filmi mükemmel kılan etkenlerden biri de diğerlerine göre daha gelişmiş sinematografi tekniklerinin kullanılmış olmasıdır. Evet, Kış Işığı’ndan Yedinci Mühür’e kadar saydığım tüm filmlerde mükemmel sinematografi teknikleri uygulanmıştı. Fakat bu filmdeki yakın plan çekimleri, ayna ve doğal yansıma çekimleri filmin anlatımını diyaloglardan kurtularak destekliyor. Görselliği daha ön planda olan bir film olduğundan ötürü içeriğinden bahsetmeyeceğim. Fakat burada Björnstrand, daha farklı bir tipte karşımıza çıkıyor. Onu bıyıklı ve sakallı hallerinden bile tanıdığımız için bahsettiğim şey fiziksel bir değişiklik değil, karakter olarak daha farklı. Bence geri planda olduğu bu filmde dahi Bergman’ın en derin hislerini, vicdanını temsil ediyor fakat bunu daha kısıtlı bir şekilde yapıyor. Filmde kendisini çok az görüyoruz ama inanın diğer filmlerden sonra izlediğinizde farkı gayetle açık bir şekilde fark edeceksiniz.

Persona (1966)

1955 yılında Bergman ile beraber adlarını duyurdukları Sommarnattens leende filminden başlayarak Ansiktet (1958), Djävulens öga (1960), Skammen (1968), Riten (1969), Ansikte mot ansikte (1976), Höstsonaten (1978), Fanny och Alexander (1982) gibi diğer filmlerden de bahsetmek isterdim fakat bunları başka bir yazıya saklıyorum. Björnstrand’ın en beğendiğim performansları tabi ki bunlar değil, başka bir yazıda daha ayrıntılı olarak bahsedeceğim.

Savaş karşıtı protestolara aktif olarak katılan; Ingmar Bergman dışında Gustav Molander, Hasse Ekman, Lars-Eric Kjellgren ve Mai Zetterling gibi yönetmenlerle de çalışan, mükemmel bir bukalemans olan bu unutulmaz oyuncu yaşamının son dönemlerinde hafıza kaybı ve kısmi felç gibi zorluklarla mücadele ederek 26 Mayıs 1986 tarihinde -76 yaşındayken- Stockholm’de aramızdan ayrıldı.

Altay Kenger

Altay Kenger hakkında 63 makale
Caer De Disgracia | In Ungnade fallen

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*