Bir Dizi Dizi: Sense8

Size yeni başlayan veya hâlihazırda devam eden dizilerden bahsetmek isterdim fakat ne yazık ki genelde biten dizileri takip etmek gibi bir özelliğim var. Çünkü hafta-hafta yeni bölüm beklemek gibi ilkel bir zorunluluğa boyun eğmek gerçekten yorucu oluyor. Neyse konuyu dağıtmayayım. Gerçekten bu diziyi anlatmaya nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Çünkü öyle kolayca anlatılabilecek bir dizi değil. Hadi bakalım!

Sense8, Wachowski’lerin ürettikleri iki sezonluk bir efsane. Dizi Netflix tarafından finanse edildi. Fakat o bizim bildiğimiz, dizi sektörüne yeni bir soluk getirdi dediğimiz o koskoca Netflix; izlenme oranlarının gayetle iyi olmasına rağmen dizinin yeni sezonuna onay vermedi. Neden? Çünkü dizi 8 farklı ülke ve 17 farklı şehirde çekiliyor. 2 sezon sonunda tüm oyuncular ve teknik ekibin toplam 100.000 milin üzerinde uçuş saatini tamamladığını belirtirsek sanırım harcanan para ve zaman miktarını gözünüzde canlandırabilirsiniz. Dizinin bitirilmesi dünya genelinde birçok hayranın tepkisine neden olmuştu ve Netflix konuyla ilgili olarak bir açıklama yapmış ve 2018 yılı içinde bir final bölümü yayımlanacağını söylemişti. Bununla alakalı olarak çok ilginç bir olay daha var. Popüler porno platformu xHamster, Wachowski’lere, dizinin muhtemel üçüncü sezonunun finansörü olmak istediğini belirten bir açık mektup yazdı. Mektuba resmî olarak bir yanıt gelmemiş olsa da Lana Wachowski ile görüşen xHamster yöneticilerinin, olumsuz bir yanıt aldığı söylentiler arasında.

Şimdi dizinin konusuna gelirsek:

Şimdi 8 kişilik bir insan kümesi düşünün. Farklı ebeveynlerden dünyaya gelmiş, farklı ırk ve dillerde, farklı coğrafyalarda olan fakat aynı kümeye dâhil olan bir insan kümesi bu. Bu kümedeki insanların dili bile birbirinden farklıyken, onlar bile birbirini görmemişken onları tek bir kümede bir araya getiren şey ne olabilir? Bunun cevabını düşünerek bulmak biraz zor zira Wachowski’ler her zaman olduğu gibi bu projede de aklımıza dahi gelmeyen bir şey düşünmüşler. Bu 8 kişi, birbirine duyusal/hissel olarak bağlı. Yani birbirlerinin duyularını kullanabilen, birbirlerinin duygularını hissedebilen 8 kişi. Misal bu sekiz kişiden biri savunma sanatlarında uzman diyelim, dünyanın diğer tarafında yaşayan diğer küme elemanı ömründe spor yapmamış biri olsa dahi uzman olan elemanın yeteneklerini kullanabiliyor. Garip. Ama bu beğenmedim anlamında bir garabet değil, şaşırtıcı manada bir garabet.

Dizide anlatıldığına göre hâkim primat türü olan Homo Sapiens yani bugünkü modern insan, vaktiyle Neandertalleri nasıl katlettiyse başka bir türü de yok etmeye başladı: Homo Sensorium. Dizide hikâyesi anlatılan bu 8 kişi, Homo Sensorium insanlarından oluşan bir kümenin elemanları. Farklı ülkelerde, farklı ırk, dil ve dine mensuplar. Toplumsal kaygıları, yaşam tarzları birbirlerinden tamamen farklı. Hepsi biyolojik anneleri dışında duyusal bir anneden dünyaya gelmişler. Yani aslında bu kısım biraz karışık. Hepsinin ayrı-ayrı ailesi ve ebeveynleri var. Fakat duyusal kalıtımları aldıkları ortak bir anneleri var. Ve bu annelerinin ölümünden itibaren birbirlerinden haberdar olmaya başlıyorlar. Önce halüsinasyon veya rüya benzeri durumlar içerisinde olduklarını zannetseler de, onların kümesine müdahil olan bazı yardımcılar sayesinde durumun farkına varıyorlar.

Burada Homo Sensorium ve BPO’dan bahsetmek istiyorum. Homo Sensorium, bir tür. Fakat bu tür bilim kitaplarında bahsedilmeyen, sadece teori düzeyinde kalmış. Bilim otoriteleri bunu asla kabul etmemişler. İnsanlığın ilk oluşumundan beri Homo Sensoriumlar, Homo Sapienslerle bir savaş halindelermiş. Homo Sapiensler, doğadan ve kendi özlerinden koptukları için diğer türlerin avcısı durumuna geçmişler. Neandertaller, bu avcılığın ilk kurbanları. Homo Sensoriumlar ise fiziksel olarak Sapienslerden tamamen farksız oldukları için saklanıp, duyusal özelliklerini kullanmamaya başlamışlar. Farklı binlerce, milyonlarca küme bugünlere kadar saklanarak gelmeyi başarmış. Sapiensler ise bu türün halen yok olmadığı bildiği için, günümüzde onları avlamak için (Biologic Preservation Organization/Biyolojik Koruma Organizasyonu) BPO adlı bir örgüt oluşturmuş. Sensoriumları avlayıp onlar üzerinde deneyler yapmak için büyük bir bütçesi olan örgütün başında ise Whisper adlı bir avcı var. Dizi bizim kümemizdeki arkadaşların bu avcıdan kaçması yahut onu kovalaması üzerine kurulu.

Matrix ile vaktiyle beynimiz eriten Wachowskiler bunu yapmaya ısrarla devam ediyor. Fakat bu dizinin farklı ve cesur bazı tarafları var ki, bahsetmeden geçemeyeceğim. Dizideki en öne çıkan mesaj şüphesiz ki LGBT. Tartışmasız her karakter panseksüel. Çünkü bu kümenin içindeki arkadaşların farklı coğrafyalardan dâhil oldukları duyusal orgy, eşi benzeri görülmemiş bir olay olarak zihinlerdeki yerini alırken, panseksüellik iddiamı doğruluyor. Ayrıca kümedeki karakterlerimizden birisi transseksüel, biri gay. Ama bu cinsel yönelim belirtilen bir şeyden ziyade üzerinde durulan, olayların kopma noktasına yerleştirilen ayrıntılar. Gay olduğu için kariyeri bitme noktasına gelen bir aktörden, transseksüel olduğu için ailesi tarafından reddedilen bir hacker’a kadar içine çekildiğimiz olay akışları mevcut. Hatta yapılan LGBT yürüyüşleri de önemli olayların olduğu yerlerdendi. Wachowski’lerin de cinsiyet değiştirip kadın olduklarını göz önüne alırsak, bu LGBT propagandasının sebebini anlamamak zor değil. Fakat bazı sahneler gerçekten de abartılıydı. Bunun herhangi bir şekilde homofobiyle bağdaştırılmasını istemiyorum. Tarafsız olarak baktığım ve gördüğüm bir şeyden bahsediyorum.

İki sezonluk maceradan sonra Netflix, hayranların sosyal medyadan yaptığı baskıya daha fazla direnemedi ve Amor Vincit Omnia adlı iki buçuk saatlik bir final bölümü yayınladı. Final bölümü açıkçası beni pek tatmin etmedi fakat ortalama bir finaldi diyebilirim sanırım. Bölümün adı ise daha çok Virgil olarak bilinen Romalı şair Publius Vergilius Maro’nun Eclogues adlı eserinin 10. bölümündeki Latince deyişten gelir ve “aşk her şeyi yener” gibi bir manaya gelir.

Hikâye ve mesajdan bahsettiğime göre birazcık çene çalayım. Şimdi hikâye gerçekten etkileyici. Gerçekte Sensoriumların olmadığını biliyor olsak bile, bunun olabileceğini düşünmek bile etkileyici. Bize kesinlikle çok farklı ve muhteşem bir evren sunuyor. 8 farklı karakter var demiştim. Bunlar Kore, Kenya, Hindistan, Almanya, Meksika ve Amerika’da yaşayan ve farklı işlerle uğraşan insanlar. Hepsinin zorda kaldığı durumlar oluyor ve böyle durumlarda birbirlerinin yeteneklerini kullanabiliyorlar. İşte Wachowski’ler burada yönetmen koltuğuna oturuyor ve her şey muhteşem ötesi bir hâl alıyor. Resmen yönetmenlik dersi veriyorlar. Örnek vermek istemiyorum ama bir karakterin giriştiği aksiyona başka bir karakterin devam etmesi, sonra başka bir karakterin dâhil olması ve aksiyonun farklı bir karakter ile sonlandırılması gibi bir olay oluyor ve karakterleri farklı mekân ve şartlarda aynı aksiyonun içinde görüyoruz. Yani bunu sözcüklere dökmek gerçekten çok zor! Bu görsel şöleni tarif edebilmem sanırım imkânsız. Eğer Matrix’i izleyip çekim tekniklerinden etkilendiyseniz, inanın daha iyi tekniklerle bu dizide karşılaşacaksınız.

Sense8 gerek konusu gerek öyküsü gerek iletisi gerek oyunculukları gerek çekimleri gerek görsel efekt ve teknikleriyle mükemmel bir yapım olarak dizi tarihindeki yerini bence çoktan aldı. Oyuncuların, gerçekte yaşadıkları ülkelerden seçmek gerçekten çok iyi bir fikir olmuş. Farklı ülkelerde geçen olaylar izleyeni kendi atmosferine çekebiliyor. Ve ayrıca her ülkenin/şehrin, bir durumu, olayı ve/veya duyguyu temsil ettiğini de göz önüne alırsak karşımızda gerçekten ince mesajlarla dolu bir dizi var diyebiliriz. Matrix ve V for Vendetta filmlerine de göndermeler yapan bu dizinin IMDb puanı 114.969 kullanıcının oyu ile 8,4/10. Benim puanım kesinlikle 9/10. 1 puanı nereden kırdığımı biliyorsunuz. MMW!

Altay Kenger

Altay Kenger hakkında 61 makale
Caer De Disgracia | In Ungnade fallen

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*