Ne İzledim Lan Ben: Sin City Serisi

Popüler sinemanın son 20 yılına damgasını vuran çizgi-roman uyarlaması filmler günümüzde altın çağını yaşıyorlar. Günümüzün popüler isimlerin neredeyse tamamının yolu da kariyerlerinin çeşitli noktalarında çizgi-roman uyarlaması filmlerle kesişiyor. Gerek gençlerin gerekse artık ufaktan yaşını başını almaya başlayan çizgi-roman geeklerinin ilgisine mazhar olan söz konusu filmlerin seveni olduğu kadar artık fazla üretimden kaynaklı bir doz aşımının gerçekleştiğini savunanlar da yok değil. Şimdilik azınlık gibi görünseler de sayıları her geçen gün artmakta zira basmakalıp senaryolar ve cesaretten yoksun stüdyoların hamleleri çizgi-roman uyarlaması filmlerin kalitesini gitgide aşağı çekmekte.

Çizgi-roman uyarlaması filmlerin ömrü ne kadar daha olur, bu akım ne zaman durulur, bunları henüz kestirmek zor. Fakat biz zaten bunlarla ilgilenmiyoruz. Şimdi sizleri çizgi-roman filmleri trendinin henüz yükselmekte olduğu yıllara götürmek istiyorum, izninizle. Yıllarını çizgi-romanlara vermiş; Batman, Daredevil gibi güzide serilerin yıllarca yazar-çizerliğini üstlenmiş Frank Miller ve El mariachi (ardından Hollywood versiyonu olan Desperado’yu da çekti) ile dikkatleri üzerine çeken ve Hollywood’a transfer olan İspanyol yönetmen Robert Rodriguez’in imzasını taşıyan Sin City filmine daha doğrusu çizgi-roman filmine. Evet bu film için uyarlama demek biraz yetersiz kalıyor. Zira sinemanın sunduğu alışılagelmiş anlatının yerine çizgi-roman estetiği düstur edinilerek daha önce perdede görmeye alışık olmadığımız bir dil ile çekilmiş filmler söz konusu.

Frank Miller’ın ilk sayısı 1991’de yayınlanan (ilk olarak Dark House Sunar serisinin içindeyken 1 yıl sonra kendi başına yayınlanmaya başladı ve seri tamamlanınca da cilt olarak yayınlandı) çizgi-romandan uyarlanan Sin City, başta 60’lar noir filmlerini anımsatsa da aslında bunlardan çok daha farklı bir dünyası olduğunu izlemeye başlayınca hissettiriyor. Klasik bir dedektiflik hikayesi gibi başlayan film, bizleri büyülü bir karanlığın içine çekiyor ve film her ne kadar siyah-beyaz olsa da karakterlerin tümü için bunu söyleyemiyoruz. Siyah-beyaz şehrin içine hapsolan gri karakterlerin başlarına ne gelirse gelsin şehri terk edememeleri de yine filmin ironik kısımlarından zira dışarıdaki “renkli dünyada” hiçbir Sin City karakterine yer yok.

2005 yapımı ilk film yakaladığı özgün dile rağmen orta ve kısa metraj filmlerin bir araya getirilmesiyle oluşturulduğundan ortada kocaman bir bütünlük problemi göze çarpıyordu ne yazık ki. Anlatılan 3 ana öykünün aynı evrende geçiyor olmasına rağmen hikayelerin birbirine bağlanmadan anlatılıyor oluşu kötü bir tercih olsa da filmin orijinal anlatım dili ve muazzam görüntüleri bizi bunlara takılmaktan alıkoyuyordu.

Sinema filmlerinde oyunculukların önüne geçen görüntü yönetimi, sanat yönetimi veya kurgu tercihleri yönetmenler tarafından tercih edilmez ve her şeyin oyuncuların oyunlarını ve dolayısıyla filmi yükseltmesi için bir denge içinde harmanlanması istenir fakat Sin City yarattığı sinema dili ile sinematografinin, kurgunun ve müziğin de oyuncular kadar filmin bir parçası olmasını sağlıyor ve hatta yer yer oyunculardan da baskın bir hal alıyor bu diğer “yardımcı unsurlar”. Bunda Robert Rodriguez’in sinematografisinden müziklerine her yerinde bizzat bulunmasının da etkisi yatsınamaz elbette.

Her karesi bir çizgi-roman sütunu estetiğinde olan Sin City’nin ilk filmin kadrosuna büyük oranda sadık kalınarak aynı yaratıcı ekibin imzasıyla 2014 yılında gelen devam filmi ise izleyiciler tarafından ilk film kadar teveccüh ile karşılanmasa da ilk filme nazaran derli toplu senaryosu ve ilk filmdekinden daha cüretkar kareleri ile kesinlikle ilk film kadar başarılı bir yapım ki ilk filmin özgün bir dil oluşturma yönüyle ayrı bir noktada olduğunu kabul ettiğimiz zaman diğer tüm yönlerden daha başarılı bir film olduğunu da belirtmek gerekir.

Velhasıl Bruce Willis, Jessica Alba, Mickey Rourke, Clive Owen, Josh Brolin, Joseph Gordon-Levitt, Elijah Wood, Nick Offerman, Benicio Del Toro, Josh Hartnett, Carla Gugino, Rosario Dawson ve Eva Green gibi bir araya getirilmesi çok zor bir kadroya sahip olan Sin City, anlatıma getirdiği yenilikler ile sinema ve çizgi-romanı aynı potada eritmeyi başarabilen belki de en iyi yapım.

Sin City severlere bir de haber verelim. Aslında üçleme olarak hazırlanan serinin üçüncü filmi ne zaman gelir bilinmez elbette ama bir TV dizisinin hazırlanmaya başladığı haberi çoktan kulislere düştü bile.

Popüler sinemanın son 20 yılına damgasını vuran çizgi-roman uyarlaması filmler günümüzde altın çağını yaşıyorlar. Günümüzün popüler isimlerin neredeyse tamamının yolu da kariyerlerinin çeşitli noktalarında çizgi-roman uyarlaması filmlerle kesişiyor. Gerek gençlerin gerekse artık ufaktan yaşını başını almaya başlayan çizgi-roman geeklerinin ilgisine mazhar olan söz konusu filmlerin seveni olduğu kadar artık fazla üretimden kaynaklı bir doz aşımının gerçekleştiğini savunanlar da yok değil. Şimdilik azınlık gibi görünseler de sayıları her geçen gün artmakta zira basmakalıp senaryolar ve cesaretten yoksun stüdyoların hamleleri çizgi-roman uyarlaması filmlerin kalitesini gitgide aşağı çekmekte. Çizgi-roman uyarlaması filmlerin ömrü ne kadar daha olur, bu akım ne zaman durulur, bunları henüz…
Klasik bir dedektiflik hikayesi gibi başlayan film, bizleri büyülü bir karanlığın içine çekiyor ve film her ne kadar siyah-beyaz olsa da karakterlerin tümü için bunu söyleyemiyoruz.

Derecelendirme

Senaryo - 55%
Yönetmenlik - 85%
Oyunculuk - 60%
Prodüksiyon Tasarımı - 85%
Özgünlük - 90%

75%

Klasik bir dedektiflik hikayesi gibi başlayan film, bizleri büyülü bir karanlığın içine çekiyor ve film her ne kadar siyah-beyaz olsa da karakterlerin tümü için bunu söyleyemiyoruz.

User Rating: 1.8 ( 1 votes)
Fatih Dalcı hakkında 54 makale
.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*