Gülün Zamanı

“Senin gülünün diğerlerinden daha önemli olmasını sağlayan şey, ona ayırdığın vakittir.”
Küçük Prens

Oysa sabahların sesi kesildiğinde
Yine yarım da olsam
Arkamda inatla duran
Bergüzar, duyamadığım
Bergüzar, başka renkli
Sesin ordaydı.

İstediğim şarkı çalıyor. Bazı şeylerin değişmesi çok daha zor artık. Seni bana anlatmaya çalışmıyorlar. Olduğum gibi sabahlar. Beni senden vazgeçirmeyi denemiyorlar. Bildiğin gibi o anlar. Kahırla savrulmuyorum oradan oraya. Görmediğin zamanlarda büyüyen çocukların var.

İnsanı yetiştirmekten başka
İnsanı değiştirmek var
Bergüzar son defa anlat
Neden böyle insan olmak?
Bergüzar, şuraya, birer birer
Geçen yıllara küstürdüğün
Hüzünleri say. Sakla. Sorma.
Tek sefer konuştuğumuz anılar
Asla umulmayacak dualar
Bergüzar sende bugün
Daha başka sokaklar var
İçinden çıkılmaz bazı bakmaların
En büyüğü insanlığı anımsatan
Ellerinde okunaksız sevdalar var.

Konuşurken boşluklar bırakırdın. Gözlerinle aralıkları kapatırdın. Suskunluğu yeni ifade biçimleri kılardın. Sesi, yani Bergüzar, kimliğini gururla taşıyan yabancı gibi hep bilinmezlerde dolandırırdın.

Tökezleyip gözlerimi yumduğumda
Güzelliği ihmallere sığındırıp
Kesinkes geceleri anımsadıkça
Bergüzar sabah, arabanın durduğu
Otoparkın kapısında bir daha
Kamp kurabilir miyim dersin?
Ben o yılları özlüyorum
Üstelik aynı bahçede
Sensiz yürüyorum.
Bergüzar demiyorum bu sondu
Eskimeyecek günleri kesiştirdik biz
Nasıl da yalnızlaştırıyor insanı zaman…
Nasıl da kavuruyor kalbi kıran bakmalar.
Fakat gülümsediğinde
Beni anlaman için sözcüklerden
Çatıyla korunmuş tümcelerden
Hiç medet ummadığını bilmiyordum.

Katı mevsimler beni bekliyor şimdi. Ayak uyduramadığım her fırtınadan sonra, tarçınla benzerliğin, katlanıyordu Bergüzar. Anımsatan şeyler vardır huzurlu sabahları. Kimi ismin şarkısı başka bir yaşama çıkar. O yüzden kapını çalan tebessümleri geri çevirme hiç. Bir zamanlar dokunduğun hayatları unutma, onların umutlu yanları seni hatırladıkça canlanıyorlar.

Şimdi seni benden
Alamayacak bir hayat var Bergüzar
Şimdi bizim umduğumuz zamanlara
Okuduğumuz şiirlere
Açılacak kapılar
Sanma, vedalar sayılmaz!
Sanma, bitti bu bağ
İnsan insanın hayatına bir sefer girer
Bulunmadığı yerlerden insan
Gidemez Bergüzar.

Gelip geçici heveslerdi çok zaman. Belli etmedin yine de, çocukluğuma verdin, savrulduğum yıllara yordun kollarımın zayıflığını. Vazgeçmeden savundukların; anlamsız karalamalarla, sorulara dönüşüyordu kafamda. Hayat iki kutuplu, bol iklimli bir gezegen oluyordu. Düşünüyordum, hangisiyle varım? Hangisi yaşamın asıl silüetidir? Ben tek gölgenin peşinde de bitebilirdim, önüme ışık düşürüp yayıladabilirdim. Şart değil Bergüzar. Seninle keşfettiğim bu diyarda, sonsuz anılmak şart değil. Sessiz yaşamak gerekir bazen. Bildiğini saklamak için değil, büyüyü bozmamak için. Suskunlukla da en derin nefes alınabilir.

“Bir devrim, sessizce olmalı mesela.”
Diyor sevdiğin o şair.
“Ve yeterince şarkın varsa, devrim de yapabilirsin.”
Diyor sevmediğin o şair.
Aniden çizilmiş olmayacak, bir devrim olacaksa da.
Yoksa bunu da mı senden öğrendim Bergüzar?
Usul usul uyanmayı
Bir kahvaltıyı hakkını vererek yapmak alışkanlığını
Okuduğunda sorduğunun cevabını aramayı
Gün batarken yanıma hangi renkli eldiveni alıp
Yürüdükçe dünyanın
Yuvarlak olduğunu anmayı, yani ağlarken
Hastane koridorlarında
Kollarına atılmayı
Benim huzur sandığımın
Nefesi dolu dolu almak olduğunu
Hepsini senden mi öğrendim?
Sahiplenen ellerinden mi
Geldikçe ayarzları kıran adımlarından mı
Kızdıkça anladığım sevginden mi
Hiç teslim olmadığın
Korkularından mı?
Hepsini nasıl bir ettin?

Acıyı, kahkahayı,
Sokağı bir, insanın içinde
Yanıp duran hürlüğü
Bu hürlüğün
Herhangi ikiyle kıyas edilebilir
Olmadığını
Günbegün
Nasıl öğrettin?
Kulağını tıkayabilmeyi yolunda yürürken
Sevdiğini söyleyebilmeyi
Hele seni duyan kimse yokken
Adın tam da bu yüzden
Belirsiz düzenler içinde
Çoğalıp
Gitti.

Gideceğim ona, dedim.
Ona da ışı böyle, dedin.
Onun işi başından aşkın, dedim.
Hayat bu, dedin.
Bana ne, dedim.
Herkese var bir zor, dedin.
Herkesin bu üzüntü, bu sevinç
Fakat sanki sendeki
En büyüğüymüş gibi
Seni sardığı gibi
Hissediyordun gülleri
Acının ve savaşın
Sonu çıkmaz dedikçe
Rayihasını anımsattın
Yani bu güllerin başka adları da olabilir
Özellikle hissedebilmek gibi.

Öyle işte Bergüzar.
Öyle en güzel,
Öyle hep güzel.
Yani gülün, vakti yoktur.
Şimdi zamansız güllerin
Solmayan günlerin bahçesindeyim.

-Olacaksam şayet, dembesten olayım, fer!
Bir gül solabilir ancak
Hercai menekşeler hiç tatmamıştır sevmeyi.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*