Dur Biraz

Dur Biraz

I.

“Bir şey olsun.” diyerek uyudum. “Bir şey olsun ve yarın sabah farklı uyanayım.”

İlginç rüyalar görmüşüm. Aklımda kalan tek sahne, bir hırkayı durmadan söküşümdü. “Yaşasın, ne kadar da farklı bir sabah!” diye sitemkar fikirlerle kalktım yataktan. Yüzümü yıkarken bedenimin sıcaklığını ve burnumun aktığını fark ettim. Mükemmeldi. Hangi pencereyi açık unuttuysam sınav haftasının ortasında kendimi hasta etmiştim.

Okula geç kalmamak adına kahve dahi yapmadan evden çıktım. Akşamüzeri döndüğümde nerenin açık olduğunu anladım. Balkon kapısını sürüp kapatmaya zahmet etmediğimden hasta olmuştum demek. Mental sağlığım sınav dönemi bu kadar yıpranmasa daha iyi olurdu. Ertesi günkü iki sınava çalışırken konuların yetişmeyeceğini fark edip erken uyumak için bir bahane yarattım. Hiç olmazsa halsizliğim biraz geçebilirdi. Evde açık yer kalmadığından emin olup “Yarın normal bir sabah olsun lütfen,” diyerek uyudum.

II.

Rüzgarla çarpan kapı sesiyle sıçradım. Sunturlu küfürlerimi esirgemeden mutfağa gittim. Aynı hatayı ısrarla yapmak aptallığının nedeni ne olabilirdi ki! Fakat mutfaktan çıkarken içime kurt düşmüştü. Ya balkon kapısını açık bırakmamışsam? Koşarak salona gidip yurtdışı seyahatim için aylarca biriktirdiğim parayı kontrol ettim. Bir yüksek lisans öğrencisi olarak evdeki en büyük mal varlığım oydu. Para çalınmış olsaydı eminim hayatım daha normal sürerdi. Uğradığım şokla polisi hemen aramak aklıma gelmedi. Ve sanırım polisi aramam da istenmiyordu. Tehdit mesajı bile olabilirdi. Uçak biletimin üzerine yapıştırılmış not kağıdında şunlar yazılıydı:

“Dur, dur biraz

Bir dur, acele etme.”

Anlam veremedim. Çirkin bir şaka olmalıydı. Her ne dönüyorsa evde bırakıp sınavlarımı vermeye karar verdim. Ne var ki içim hiç rahat değildi. İki haftadır eve tek misafir almamıştım. Ve evime hırsız girmiş olsa neden böyle bir not yazardı ki? Parayı alıp gitmiyorsa evimde ne işi olabilirdi?

Sınavların bitmesine üç gün vardı. Bu huzura sığınıp eve döndüğümde her yeri sıkıca kapattım, derin bir uykuya daldım. Derslerin yoğunluğu ve hastalığın kırgınlığı elbette korkularımdan ağır basıyordu.

Kalkar kalkmaz balkon kapısını kontrol ettim. Önüne koyduğum sandalye de yerinde olduğuna göre, gelen giden yoktu. Sonra, kahvaltımı boğazıma dizen o düşünce girdi aklıma. Uçak biletinin durduğu çekmece…

III.

“Dur, dur biraz,

Gitme!..”

Öfkeden delirdim. Notu parçalayıp duvara fırlattım. Biri kesinlikle benimle oyun oynuyordu. Telefonumu şarjdan çıkarıp polisi arayacaktım. Komodinin üzerinde bir not daha duruyordu:

“Dur, iki sözüm var, yüreğimde-”

Telefonu avuçlarımda sıkıyordum. Belamı bulduğuma da şüphem kalmamıştı. Her nereden dadandıysa bu sapığın cezasını çekmesini istiyordum.

Diğer iki notun aksine bu notun kısa çizgiyle bitmesi yeni bir not olabileceğini düşündürdü. Biletin durduğu çekmeceyi karıştırdım. Rafları yokladım. Bulamıyordum. Kredisi yüksek derslerden birinin sınavına geç kalıyordum. Aceleyle giyindim. Vestiyerde, eve gelir gelmez anahtarları fırlattığım renkli geniş tablada küçücük o kağıt gözüme ilişti:

“Onu duy da git.”

Yurtdışına gitmemden mi bahsediyordu, polisi aramayayım diye mi yalvarıyordu, anlamamıştım. Bloknottan sayfa koparıp tek kelimeyle yanıtladım onu: “Dinliyorum.”

Aynı tabağa kağıdı bırakıp anahtarlarımı aldıktan sonra şehrin telaşına kapıldım. Gün içinde yabancı aklımdan çıkıyordu, elbette çıkacaktı. Öyleydi.

IV.

Dönüşte yağmur bastırmasaydı eve heyecanla girebilirdim. Neredeyse dizlerime kadar ıslanmıştım. (Evet, fazlasıyla sürücü için verip veriştirmiştim. Su sıçratmadan geçip gidebilen yoktu sanki.) anahtarlığı tabağa fırlatacakken yere düşürdüm. Botlarımı çıkardım, eğilip yerden anahtarları aldım. Gözüme ilişen CD benim olamazdı. Önce, yazdığım tezin taslağını buna yedeklemiş miyim, diye düşündüm. Yağmurluğumu dahi çıkarmadan bilgisayarı açıp CD‘yi taktım. İçinde tek şarkı vardı:

Ayna- Dur Biraz.

Bana bıraktığı notlar demek bu şarkıdandı. Ve sözlerin devamıyla epey afallamıştım:

“Yıldızlardan taç yapsaydım nehir zülfüne

Bir minik dövme olsaydım güzel teninde

Ve sen de beni sevseydin

Sevmedin ki…”

Öfkeyle bilgisayarı kapatıp yeniden botlarımı giydim. Polise gidecektim. Derdimi nasıl anlatacağımı da bilmiyordum çünkü olayın her parçası saçmalıklarla doluydu. Hukuki işlemlerin de uzun süreceğini düşünerek vazgeçtim. Sınavların bitmesiyle yurtdışı tatili bir olacağı için boşu boşuna bu strese girmek yersiz olurdu. Gittiğimde hırsız bozuntusu da mecburen oyununa son verecekti. Bunu ummanın verdiği rahatlıkla son sınav için tekrarlarımı yaptım. Galiba fazla geniş bir insandım…

V.

Puanlarım genel ortalamaya göre yüksek gelince moralim de düzelmişti. Artık eşyalarımı toplayıp gitmek kalmıştı. Acaba bu komik notlardan muzdarip tek site sakini ben miydim? Bavulumu hazırlamıştım. Merakımı yatıştırmak istedim. Alt katta oturan site yöneticisinin kapısını çalıp durumu belli etmeksizin, evime hırsız girdiğinden şüpheleniyorum, diyerek kamera kayıtlarını incelemek istediğimi söyledim. Anlayışlı adamdı. Ama durumu abartıp elinde ne kadar kayıt varsa getirip geldi. Şaşkınlıkla aldım ve evime çıktım.

Site 1,5 yıllık olsa da arşiv genişti. Bilgisayarın başına geçip rastgele günleri incelemeye başladım. 2016 yazından kışa kadarlık süreçte anormal durumlar yoktu. 2017 kayıtlarına geçtim. İlk dört ayda yine şüpheli hiçbir şey göremedim. Mayıs ayının başında, tesadüfen açtığım günün gecesinde apartmana düpedüz hırsız giriyordu. Üstelik bu günlerce aralıksız tekrar etmişti. Haziran, Temmuz ve Ağustos’ta öylesine açtığım her gecede vardı. Dehşet içinde 2018 kayıtlarına atladım. Aynı adamdı. Hep vardı. Eğer bu hırsızlık vakası olsaydı binada bu zamana kadar kimsenin tek değerli eşyası kalmazdı. Gitgide daha da korkuyordum. Çünkü anladığım kadarıyla bu adamın her gece girdiği ev, benim evimdi…

VI.

Son olarak dün gecenin videosunu açtım. Yine gelmişti. Fakat ortada not falan yoktu. Anlaşılan bugün gideceğimi bildiğinden bu işe son vermişti. Yöneticiye teşekkür ederek kayıtları geri götürdüm. Şimdiyse işin en keyifli kısmını halledecektim. Sekiz aydır, yurtdışında yapacağım ekstra harcamalarım için para biriktirdiğim kumbarayı kırıp yola çıkma vakti gelmişti. İçinde aşağı yukarı kaç lira birikmiş olabileceğini tahmin etmeyi denedim. Gözlerimi yumdum, gülümsedim ve elimdeki çekici kumbaranın tepesine indirdim. Bu kadarı fazlaydı. Sanki yemeyip içmeyip olanca paramı buraya atmıştım. Sevinçle saymaya koyuldum. Ve hayatımda yaşadığım en sarsıcı anlardan biriyle karşı karşıyaydım: Bir not daha duruyordu. Hışımla açtım. Şarkının devamını yazmıştı:

“Böyle aşkın gözyaşı

Deniz olur dünyaya

Ben bir ömür harcadım

Bu paramparça sevdaya…”

Not bu sefer büyükçe bir kağıda yazılmıştı. Üstelik ataçla tutturulmuş onlarca iki yüzlük banknot duruyordu. Yazanları okurken elim ayağım titremeye başladı:

“Bir kadını, yalnızca uykusunu izleyerek sevdim. Benim kadar sen de hırsızdın. İnan, gerçek ben bu değilim. Benliğimi çaldı uykuların, geceleri paramparça olacak o sevdanın manzarasını tatmak için geldim buralara. Hiç görmedin. Görmen için hasta olman gerekti, özür dilerim. Umarım derslerini etkilememiştir. Göremeyecekmişsin. Anlamı yokmuş. Bu hikayede mühim olan kimdi bilmiyorum. Yalnızca sana teşekkür etmek için, ve hakkım varsa tek bir şey istemek için, dün, son kez girdim evine. Sen bilmiyorsun. Uyuduğunda yüzünde okuduğum sabahlar vardı. Fikrinden biraz olsun sıyrılmak için tutunabildiğim kadar birkaç işte çalıştım. Kazandığımın yarısını yaşamım için harcadım. Bu yüzden teşekkür ederim. Beni, geçen yıl tek sefer açık unuttuğun balkon kapısıyla bir senede adam ettin. Ve senden isteğim, ekstra bir harcama olarak da görsen, bu parayla, hangi şehre gidersen git, derhal bir ayna edin. Yıldızlardan taç yapamadığım nehir zülfünü izle gülümseyerek. Hastalıklı bir sevgi bu, de, dilersen. Öfkelen, dilersen. Ne yaparsan yap, sen, sen olduğun için güzelsin. Ve sen de beni sevseydin, sevmedin ki, demeyeceğim. Artık biliyorsun şarkıyı, değil mi? Artık anlıyorsun, bir adamın bırakacak kadar, konuşamayacak kadar yağabileceğini. Dolabileceğini. Gidebileceğini. Hoşça kal, güzel kuşum, hoşça kal!”

Bir daha asla “Bir şey olsun,” diyerek uyuyamadım. Sabahlar hem farklıydı, hem alabildiğine aynı.

05.17

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*