Çivi

İnsanın şartlardan oluşan çivileri vardır. Bu çivilerin bazısının sivri tarafını kendi tenine batırır, bazılarınınkini ise kendisine yanaşanlarınkine. Çiviler battıkça insanlık da batar farkında olmaksızın. Kişilikler değersizleşir çünkü herkes herkes üstünde söz hakkına sahiptir. Eleştiri, zamanla bir yıkım topu olur. İnsanın değişmesi ile kendinden ödün vermesi arasındaki fark nedir? Soruyu başka bir şekle çevirirsek biri çıkar uğruna en fazla ne kadar ileri gidebilir? Beğenilmek için parçaları alınıp çıkarılmalı ruhun, yenileri monte edilmeli, cila atılmalı. Sonra geriye dönüp baktığında oluşan ben miyim diye şaşıp kalırsın.

Curcunada kalabilmek için her şey.  Acı çekmek ve acıtmak için. Varlığını duyumsatmak ve sevdirmek için. Aslında her şey sevgi açlığının üzerine nefret kaplaması. Elde ettikçe değil, erişemedikçe açgözlülüğün artmasına benzer bu kaplama. Onu alamıyorsan diğerini almak istersin ve saldırırsın.

Savunmalar, yıkılmalar, göz kapamalar, devam etmeler…

Şartlar bunu gerektirdikçe beş duyu organınız eksilmez ama belki de hiç tanımadığınız vicdanınız önce çivilere sonra size küser. Varlığınızı en gür sesinizle duyurmak istersin. Daha yanınızdakine anlatamamışken bir şeyleri, anlamsız sesinizi çok uzaklara duyurma arzusundasınız.

Hey ben buradayım!                                      Peki orada ne yapıyorsun?                            Hiç,sadece seslenmek istedim.Ama beni bilin. Buradayım, unutmayın.

Herkes dönektir. Kişiliklerinden dönerler. Aynı topun direkten dönmesi gibidir, çok kolaydır. Etkileri zaman geçince görülebilir. Bazen bile olsa dönmenin üzüntüsü sizi dürterse hala içinizde size dair bir kıpırtı var demektir. Sakın korkmayın ve sarılın kıpırtıya, ağlayın. Bari üzüntünüzü ‘siz’ gibi yaşayın. Ama tabii ki etrafta kimse olmasın. Yalnız ağlayın. Zayıflıklar hep süpürülmeli en tenha taraflara. İhtişamınızı ise sakınmayın. Şartlar bunu gerektirir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*