Beretta 92FS

Senden tek bir şey istiyorum.” diye sözüne başladı, sigarasından derin bir nefes çekip bakışlarını boşluğa diken adam. Kül tablasına yerleştirdiği sigaradan yükselen dumanı izlerken, gayet sakin ve ciddi bir tonla devam etti, sigarayla böldüğü sözüne: “Benim için ölür müsün?

Kadın, zaten izlemekte olduğu adama daha dikkatle bakıp, gözlerini adamın gözlerine kenetledi. Yüzünde değişen hiçbir mimik yoktu, öylece bakmaya devam etti.

Odanın içerisindeki sessizlik, o kadar yoğundu ki, dikkatle dinlenilse sigara dumanının göğe yükselişinin sesini duymak mümkün olabilirdi. Kadın adama, adam yükselen dumana bakıyordu. İkisinden başka kimsenin sesinin duyulmamış olduğu odada, ikisinin de konuşmağa isteği yok gibiydi. Sigaranın kendiliğinden tükenişini izledi adam. Sigara, sadece soluduğu hava yüzünden, tükeniyordu. Sigara, sadece var olduğu için, yok oluşuna gidiyordu. Sigara, tükenmekte olduğunun farkında dahi değildi. Sigara, tükeniyordu.

Adam sigaraya uzanıp onu baş ve işaret parmakları arasında alıp, içine çekti. Isınan tütün, daha sert bir şekilde çarpmıştı adamın ciğerlerine dek uzanan tüm hücrelerine. Oturduğu koltuktan ayağa kalktı, masasının üzerindeki kül tablasını kenara itti, ağır adımlarla masadan uzaklaşmaya başladı. Birkaç adımdan sonra, eski bir sehpanın üzerine yerleştirilmiş ve en az sehpa kadar eski pikaba, en az ikisi kadar eski bir plak yerleştirdi. Plak dönmeye başladığında duyduğu dalga sesleriyle, gözlerini kısarak koltuğuna döndü. Tükendiğini fark ettiği sigarasına bakıp, onu tablaya bıraktı. Bir diğer sigaranın hayatını ellerinden almak için, kibrite davrandı.

Kabul ediyor musun?” diye sordu kadına. Kadın, pikabın üzerinde dönüp duran plağa baktı, sanki haykıran sesi duymuyor gibiydi. “Düşük bütçeli bir filmin içindeyiz sanırım, ne bu?!” diye çıkıştı adama, adama bakmayarak. Adam sakince tebessüm ve ardından tekerrür etti: “Kabul ediyor musun?

Benden bu kadar nefret ettiğini bilmiyordum.” dedi kadın, sesi sıcak bir kış akşamını andırırcasına dedi hem de bunu. Adam onun sesini karşıladı, ama sarılmadı: “Bilmediğin birçok şeyden biri bu.” Kadın gözlerini adamın gözlerine dikti. Bir şey bulamadı. Sonra adamın parmakları arasındaki sigaraya bakmaya başladı, adam bu esnada derin bir nefes daha çekti sigarasından. “Ölümden korkuyorsun, değil mi? Kendine itiraf etmekten korktuğun şey de bu ayrıca!” dedi kadın, sesi sıcak kış akşamlarında kapılar arkasında kalıp üşümüşçesine. Adam, sigaranın dumanının ağzından tamamen çıkmasını bekledi. Sonra ağır-ağır konuşmaya başladı: “Bilmemekte senin kadar başarılı olmak isterdim. Ama en azından bil, beni yaşatan ölümün kendisi. Ölümü yaşayarak, yaşamı anlamlandırabiliyorum yalnızca.

Kadın, susuyormuş gibi yaptı. Sonra konuşmaya başladı: “Neden? Ölmemi isteyecek kadar.. Neden?!” Cümlenin başından sonuna doğru sesinin tonu ağırlaştı, düşen kar taneleri gibi sessizleşti, giderek kırıldı. Buna eş zamanlı olarak, gözlerinde bulutlar birleşti, kıstı gözlerini, kızdı gözlerine. Adam, gözlerini kaçırıp, korudu gözlerini. “Çünkü..” dedi, sigarasından bir uzun nefes daha aldı, ağzından yayılan dumanla beraber devam etti: “Ancak ölürsen, sevebilirim seni..

Kadının sadece gözleri ağladı. Bir şeyler söylemek için usunu yordu, bulamadı. Susuyormuş gibi yaptı, beceremedi: “Çok uzaklarda olsam, hep uzaklarda olsam..” deyip, kalanını bir hıçkırıkla tamamladı cümlesinin. Kısık birkaç inleme, birkaç burun çekiş, sessiz sesler çıkardı. Adam, hasretle sayfalarını çevirdiği bir kitabın bir sayfasında durup, o sayfadan bir cümleyi seslendiriyormuş gibi, gözlerini sayfadan ayırmadan yanıtladı kadının eksil cümlesini: “Çok uzaklarda oldun, hep uzaklarda oldun.

Kadının gözlerinin ağlaması dindi. Sesi, içine sindi.
Adamın gözlerine baktı, adamın gözleri kindi.

Peki..” dedi kadın, “cevaplarımı ver bana o halde.” Adam gülümsedi. Eskiden olsa, kadına karşı verebileceği cevaplardan ziyade, kadından alabileceği cevapları düşünürdü. Beynini milyonlarca soru işgal eder, usu bu işgalden kolayca kurtulamazdı. Sorulardan oluşan devasa bir orduya karşı savaşıp, o ordunun komutanına neden işgal edildiğini sormaya çalışıyordu sanki. Sonra bu işgalin nedenini öğrendiğinde, işgalin son bulmayacağını anladı. Ve bunu anladığında, sorular sormaktan vazgeçti. Ve o, sorularından vazgeçtiğinde, ordu geri çekilmeye karar verdi. Usunun kalesinde tek başına kalmıştı, en azından huzurluydu.

Peki..” dedi adam, “sigara ister misin?” Kadın bu nezaketi gereksiz buldu, birçok şeyi gereksiz bulduğu gibi. Sessizce reddetti. Adam bir sigara daha yaktı. “Sen..” dedi, sigarasından derin bir nefes aldıktan sonra devam etti: “Benim düşlerime suikast düzenliyorsun resmen. Sen olmadığın zaman, seninle daha mutluyum. Sen olmadığın zaman, seninle daha huzurluyum. Sen olmadığın zaman, seni çok seviyorum. Seninle beraber yarattığım evren, beni her şeyden daha çok mutlu ediyor. O evren, o kadar emsalsiz bir evren ki, orada.. Orada benim yarattığım sen varsın. Seni baz alarak benim tarafımdan yaratılan bir sen. Yahut benim yaratımımın baz alındığı ve var olan bir sen. Tüm bunlar bu kadar güzel devam ederken, senin benim yarattığımdan bağımsız olarak var olan varlığın, benim evrenimin dengelerini bozuyor. Sen, senin, asla geçilmemesi gereken paralel bir evrendeki versiyonun gibisin. Senin varlığının son bulması, senin varlığının benimle tamama ermesi demek aslında. Sen, seninle olmamı engelliyorsun. Beni anlıyor musun?

Kadın, anladığını iddia dahi edemeyecek kadar şaşkın bir haldeydi. “Hastasın sen!” diyebildi, haykıran ama kısılmış bir ses tonuyla. Adamın gözlerindeki soğukluğu gördükçe, sözcüklerin manasını yitirdiğini anladı. Çaresizdi, ilk kez gerçek manada çaresiz. Buraya geldiği, bu eve bu odaya girdiği an hatta buraya geleceğini, bu eve bu odaya gireceğine karar verdiği an, kaybetmişti. Çaresizliğini anlamış fakat kabul etmemişti. Şimdi gözlerinin ağlıyor oluşu, üzünçten değil, farkındalıktan kaynaklanıyordu.

Adam, masasının çekmecesinden bir tabanca çıkardı. Masanın üzerine bıraktı. Sonra bir şarjör ve bir şarjör kadar mermi çıkarıp, döktü masaya. Parmaklarını mermiler arasında gezdirmeye başladı, bir tanesini eline aldı. Çekmecesinden küçük bir bıçak çıkardı. Gömleğinin üst düğmesini açtı, sol göğsüne bıçağı yaklaştırıp ufak bir çizik attı. Sol elindeki mermiyi alıp, kesiğin üzerine götürdü. Mermiyi, teninden sızan kana buladı, kanla boyadı. Mermiyi iki parmağıyla tutup, baktı. Tebessüm etti ve şarjöre yerleştirdi. Şarjörü tabancaya taktı, mermiyi namluya verdi. Tabancayı masaya bırakıp, tabakasından bir sigara daha çıkardı. Masaya dayanıp, kibrite davrandı.

Kadın, susmakta başarılı olmuştu. Masanın önündeki koltukta, arkasına yaslanmış, adamı izlemişti. Adam bir elinde tabanca, bir elinde sigarası ile masasının önüne gelip, kadının karşısındaki koltuğa oturdu. Tabancayı aralarındaki küçük masanın üzerine bıraktı. Kadına baktı. Kadın, gömleğinin düğmelerini çözmekle meşguldü, usulca gömleğini çıkardı. Sutyenini düzeltti. Hafifçe ürperdi. Adam tabancaya baktı, kadın adamın gözlerinin değdiği yere uzattı ellerini. Tabancayı kavradı. Adam arkasına yaslandı. Sigarasını kavradı. Kadına, kadının elindeki tabancaya baktı. Kadın, bir şey söylemek istemiyor gibiydi ilk kez. Silahı başına dayadı. Gözlerini kıstı. Adam sigarasından bir nefes daha çekip, dumanı içinde tuttu. Kadın, parmağını tetiğe yasladı. Gözlerini adamın gözlerine dikti. Adamın bakışları buğusuzdu. “En güzel ölümün olsun!” dedi sessizce. Sigarasını tablaya bastı, pikabın iğnesi boşa düştü, kadın tetiği çekti, şarkı bitti.

Adam, birkaç dakika bekledi. Son cümleyi birkaç kez okudu. Pikapta çaldığını söylediği şarkının çığlıklı notalarına bıraktı kendini. Uzun bir aradan sonra bir şeyler yazabilmiş olmanın verdiği hazzı hissetti. Önceden düşündüğü başlığı ve metnin sonuna tarih ve saati yazdı. Çalan şarkıyla beraber, son cümlesini tamamladı ve bir sigara yaktı.

Altay Kenger

30.X.18
00:14

Altay Kenger hakkında 59 makale
Caer De Disgracia | In Ungnade fallen

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*