Röportaj: Dead Combo

Röportaj: Altay Kenger
Çeviri: Altar Parssoy

Portekiz halk müziği Fado ile folk rock, blues, avant-garde jazz, country ve neofolk gibi birçok türü harmanlayıp ortaya mükemmel ezgiler çıkaran, hayata hatıra bırakmakla beraber hayat filmimize soundtrack olabilecek türde şarkılar üreten Portekizli grup Dead Combo ile yaptığımız röportaj, sizlerle!

Öncelikle selamlar ve röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için de teşekkürler! Şu sıralar nasılsınız, neler yapıyorsunuz?
“Odeon Hotel”, son albümümüz, yayınlandıktan sonra epey meşguldük, tura çıktık. Ayrıca bir Portekiz dizisinin müziklerini yapıyoruz. İkimiz vaktimizi ailelerimizden çok birlikte geçiriyoruz denebilir.

Maalesef Türkiye’de pek fazla tanınmıyorsunuz. Bu röportajı da biraz bu yüzden yapmak istedim zaten. Sosyal medyada dinleyenlerin, sizin Esse Olhar Que Era Só Teu adlı parçanızı çok sevip paylaştıklarını görmemle tanınmaya başlamanıza çok sevinmiştim. Şimdi sizi yeni tanıyacak olanlar için, Dead Combo’dan bahseder misiniz?
Sıklıkla söylediğimiz gibi, Dead Combo içinde Lizbon’u barındıran bir müzik. 2003 yılında başladık ve o zamandan beri altı tane albüm yayınladık. Müziğimiz pek çok farklı türün karışımı ama daima üzerinde bir Portekiz damgası olmasına özen gösteriyoruz. Sıklıkla müziğimizi bir gemiye benzetiriz. Denize açılıp, keşfettiğimiz kara parçalarına orada yapılan müziği duyacak kadar yaklaşıyoruz ve sonra o fikri ya da anıyı kendimize göre yeniden düzenliyoruz.

Sizi yaklaşık 3 sene evvel Bandcamp’te görmüştüm, o zaman diskografinizdeki son albüm “A Bunch of Meninos” albümüydü. O albümün kapağını görünce bir soundtrack albüm olduğunu sanmıştım. Çünkü çok orijinal bir albümdü o. Albümdeki fotoğraflar ve şarkılardaki isimleri düşündüğümüzde(Nick, Mr. Snowden, Zoe, Simone vs.), o albümün bir hikâyesi var mı?
Albüm illüstrasyonları için daima bir hikaye oluşturuyoruz. Söylediğiniz albüm için hikayemiz, bir sürü adam, kötü adamlar, bizim peşimizdeydi ama biz yine kaçmayı başarıyorduk…

Peki, eserlerinizin hepsi sizin için çok değerlidir biliyorum. İçlerinde bestelerken en derin hislere sahip olduğunuz, sizi en çok etkileyen, müzikten ziyade konuşmasını istediğiniz eseriniz hangisi desem, bir eser seçip söyleyebilir misiniz?
Benim için “Zoe Llorando” oldukça özel bir şarkı çünkü en büyük kızım yeni doğduğunda onun için yazmıştım, o ağlıyorken ve ben onu gitar çalarak sakinleştirmeye çalışıyorken kendiliğinden ortaya çıktı.

Sizin müziğinizde şöyle bir olay var: Türkiye’deyim, yolda yürüyor ve kulaklığımdan sizin bir albümünüzü dinliyorum. Saniyeler ilerledikçe sanki Portekiz’in ara sokaklarında yürüyor gibi hissediyorum, filmlerde gördüğüm gibi. Bir elimde bir revolver oluyor bazen, bazen koşturan çocukları izliyorum sanki. Bazen silahlı adamlarla kovalamacalara giriyorum, bazen bir kadının arkasından bakıyorum sanki. Bunu nasıl başarıyorsunuz? Bir müzik bir dinleyeni nasıl böyle transa geçirebilir?
Yani, her ikimiz de Lizbonluyuz ve çok çeşitli müzik türlerini seviyoruz ve dinleyicinin kendi hikayesini hayal edebileceği bir müzik yapmaya çalışıyoruz, hepimizi bir yolculuğa çıkaracak bir müzik. Ve her ikimiz de Lizbonlu olduğumuz ve şehri de çok sevdiğimiz için, bu bizim bir parçamız ve yaptığımız müziğin doğal bir sonucu.

Bildiğim kadarıyla daha evvel yaptığınız bir film müziği projesi yok. Yaptığınız müzik bu haliyle dâhi dinleyenleri bir filmin içine çekebiliyorken, siz bir film müziği projesinde yer almayı düşünmüyor musunuz?
Daha önce Portekizli bir yönetmen için müzik düzenlemeleri yapmıştık. Bir filmin müziklerini yapmayı çok isteriz!

Fado, bizim çok aşina olduğumuz bir tür değil, maalesef. Fakat bildiğim kadarıyla tatlı bir melankoliyi anlatan bir tür bu… Peki, okurlarımıza gerek geleneksel gerek yöresel olarak bu türde önerebileceğiniz sanatçılar, çalma listeleri var mı acaba?
Camané dinlemelisiniz! En iyilerinin en iyisidir. Sonra da Aldina Duarte, harika biri. Ve hatta eski bir şeyler denemek isterseniz, Amalia Rodrigues, gelmiş geçmiş en iyi Fado şarkıcısı. Nokta.

Son albümünüz Odeon Hotel diğer albümleriniz kadar iyi bir albüm olmuş, yeni olmasına rağmen en az diğerleri kadar alıştım ona. Albüm kitapçığında dikkatimi çeken şey, Pessoa’ya ait dizelerdi. Ki aynı dizeleri albüm içinde okumanız da güzel olmuş. Pessoa gibi okuduğunuz, sevdiğiniz ve belki gelecek albümlerinizde görebileceğimiz başka yazarlar kimler?
Normalde şiirleri kullanmıyoruz çünkü bir vokalimiz yok. Bu defasında Mark Lanegan’ı davet ettik, biraz Fernando Pessoa söyletebilirsek harika olacağın düşündük. Gelecek içinse, bakalım dalgalar bize neler getirecek…

Son olarak, Türkiye’deki dinleyenlerinize, Prova Mag okurlarına söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?
Kalbiniz ne diyorsa onu yapın,şansınızı deneyin, risk alın, kendinizi sınayın ve hayatınızı daha iyi hale getirin. Biz 15 yıldır bunu yapmaya çalışıyoruz ve gerçekten harika. Eğer bu sırada müziğimizi dinlerseniz, bizim için daha da harika!

Altay Kenger hakkında 61 makale
Caer De Disgracia | In Ungnade fallen

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*