K.A.F.K.A. #2: Od

Hiçliğin ortasında büyük bir ateş vardı. Varlığı hiçliğin varlığını yok etmişti. Hiçliği yok etmenin verdiği kendini beğenmişlikle, dans etmeye başladı. Çok mutluydu, kendiyle gurur duyuyordu. Kendi etrafında dönmeye, delice dans etmeye başladı. Döndü, döndü, döndü derken başı döndü. Sonra hiçliğin geriye bıraktığı boşluğun ortasında sendeledi. Sendeleyince dağılmaya başladı. Dağılan parçalarını tutmak isterken daha çok dağıldı. Parçalandı.

Kendinden kopan parçalar onun içindeki közden uzak kalmamak için, onun etrafında kalmaya karar verdiler. O kadar fazlaydılar ki, hiçlikten geri kalan boşluğun neredeyse tamamını doldurabilirlerdi. Çok fazla oldukları için, giderek birbirlerinden uzaklaşıp, birbirlerine ve kopan yeni parçalara yer açmak istediler. Sonra boşluğun her yerine yayıldılar. Hiçlik nasıl tam bir yokluktuysa, şimdi bu parçalar da öyle tam bir varlıktılar. Var olmuşlardı.

Ateş, kendinden kopan bu parçacıklara bir ad vermek istedi. Onlara parçacık demek, ateşin hoşuna gitmiyordu. Çünkü her şeye rağmen o parçacıklar, kendine ait parçacıklardı. İyi bir ismi hak ediyorlardı. Ateş kendi etrafında dönüp dururken, onlara yıldız demeyi uygun gördü. Sonra konuştu, siz hepiniz birer yıldızsınız artık dedi. Yıldızlar buna çok sevindi, sevinçlerini ve bahtiyarlıklarını ateşe sunmak için hepsi parlayıverdi. Ateş bu parlaklığı beğendi ve hep böyle kalmalarını istedi.

Zaman geçti, bazı yıldızların parlaklığı söndü. Parlaklığı sönen bu yıldızlar, ölüverdiler. Diğer yıldızlar bunu görünce çok korktular. Sonra ateş dedi: Kaynağınız benim, benden uzakta kalmayın. Sonra yıldızlar düşünüp haklı buldular ateşi, ondan kopmuşlardı, ondan uzak dururlarsa ölürlerdi. Ölmezliği istediler.

Sonra yıldızlardan biri, ateşi kıskanıp kendi içinde kendine ait minik yıldızlar yaratmak istedi.

Ateşten ve diğer yıldızlardan gizlenerek, kendi içinde minik yıldızlar yarattı bu yıldız. Ama sonra ateş, bunu öğrendi. Yıldıza çok kızdı. Yıldız dedi: Onlar benden olan, benim parçalarım. Onlar da benim yıldızlarım. Ama ateş bunu kabul etmedi. Yıldıza ceza vermek istedi. Diğer tüm yıldızlara seslendi, topladı hepsini yanına. Bu yıldızın içinde yarattığı minik yıldızların her birini, siz sahipleneceksiniz dedi. Her yıldız, bir minik yıldızın sahibi olacaktı. Ateş hiçbir yıldızı sahiplenmeden, onları izleyecekti. Minik yıldızları yaratan yıldız, onların yok olmasındansa ateşin bu cezasını kabul etmek zorunda kaldı. Artık o, minik yıldızlarına sadece yuva olacaktı, onlarla konuşamayacaktı.

Büyük yıldızların her biri, minik yıldızlara birer ad verdi. Minik yıldızlar, kendi yıldızlarının içinde her şeyden habersiz halde yaşayıp gidiyorlardı. Büyük yıldızlar, minik yıldızların yaşamlarını kontrol ediyorlardı. Büyük yıldızlar ne kadar parlaksa, sahibi oldukları küçük yıldızlar da kendi yaşamlarında diğer yıldızların içinde o kadar parlak bir yaşam sürüyorlardı. Daha sönük olan yıldızların sahiplendiği minik yıldızlar ise, kendi yaşamlarında diğer yıldızların içinde o kadar sönük kalıyorlardı.

Her şeyi izlemekle yetinen ateş, büyük yıldızların içinde çok sönük kalan bir yıldız olduğunu gördü. Onu yanına çağırdı. Dedi, sen tükenecek gibisin. Yıldız gülümsedi, ben senden en önce kopan parçalardan biriyim ama çok küçüğüm, o yüzden de diğer yıldızların parladığı gibi parlayamıyorum ve tükenmiyorum da. Ateş kendinden kopan, kendi parçası olan bu yıldızın sönüklüğüne bakıp ona acıdı, ona güldü. Sonra sordu, senin de bir minik yıldızın var mı diye. Var dedi yıldız. Adını ne koydun diye sordu ateş. Yıldız cevap verdi, Yusuf dedi. Ateş, minik yıldızların dünyasına baktı, Yusuf’u aradı. Yusuf’u göremedi bile. Sonra güldü, büyük yıldızı yerine gönderdi.

Yusuf göğe bakıyordu, boşluktan başka bir şey görmüyordu.

Altay Kenger

Altay Kenger hakkında 75 makale
Caer De Disgracia | In Ungnade fallen

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*