K.A.F.K.A. #4: Kabir

Bakire beyazı duvarlardan oluşan dikdörtgen formdaki odada, kitaplığın tam karşısındaki masanın önündeki sandalyede oturuyordu Yusuf. Kasetçalarda en sevdiği kasetlerden biri takılıydı ve çalan şarkı “Gün gelir de bunlar da geçer sanma / Bizi yalnız ölüm alır koynuna..” derken Yusuf şarkıya eşlik ediyor, yanan sigara da Yusuf’a eşlik ediyordu.

Odanın kapısı aniden çalınınca Yusuf korkuyla ayağa kalktı. Kimin geldiğini sormasına fırsat verilmeden, kapının arkasındakiler kapıyı yumruklamaya ve zorlamaya başladılar. Yusuf gelenlerin Cop Adamlar olduğunu anladı. Kendini nasıl savunacağına dair bir fikri yoktu. Korku ve endişeyle ayakta dikiliyordu. Cop Adamlar kapıyı kırıp odanın içine girdiler. Yusuf bir refleks olarak elindeki sigarayı en öndeki Cop Adam’a fırlattı. Sonra kitaplığının yanına doğru kaçıp saklanmayı denedi. Cop Adamlar üzerine doğru gelirken, kitaplıktaki kitaplardan birkaç tanesi birleşip Cop Adamlar ile Yusuf’un arasında bir set kurdular. Cop Adamlar ellerindeki coplarla kitaplara vurmaya başladılar. Kitaplıktaki diğer kitaplar da kalkıp kitap kardeşlerine destek olmak için sete katıldılar. Cop Adamlar setin büyüdüğünü gördükçe daha sert vurmaya başladılar. Kitaplar direniyordu.

Sonra kafası biraz olsun çalışan bir Cop Adam, belinde taşıdığı alev silahını sete doğru tutmaya başladı. Setin önündeki kitaplar yanmaya başladı. Sayfalar yandıkça, kitaplar düşüyordu. Kitaplar yanmalarına rağmen direnmeye devam ediyorlardı. Cop Adamlar kitapların tamamen yanıp kül olmalarını beklemeye başladılar. Kitaplıktaki diğer kitaplar, Cop Adamların işini daha da zorlaştırmak için, yanıp kül olacaklarını bildikleri halde kendilerini ateşe atmaya başladılar. Ateşe atlayan her kitap, ateşi daha da yükseltiyordu. Yanmaya başlayan kitaplar, Cop Adamlara doğru ilerlemeye karar verdiler. Cop Adamlar ateşin kendilerine yaklaşmasından korkup, geri çekilmeye başladılar.

Yusuf, ağlayarak kitapların yanışını izliyordu. Bir yere kaçamıyordu. Kitaplıkta kalan son kitap, kendini ateşe atmadan önce Yusuf’a baktı. Kitabın üzerinde zayıf, çelimsiz, sıska bir adamın sepya bir fotoğrafı vardı. Yusuf kitaba bakıp, benimle kal dedi. Kitap acıyla gülümseyerek; ben seni kurtarmak için var oldum, bu hep böyleydi biliyorsun, dedi. Yusuf hiçbir şey söylemeden, yalnızca ağlayarak kitabın kendini ateşe atışını izledi. Ateş daha da harlandı, büyüdü.

Cop Adamlardan biri, bir yangın söndürme tüpü getirip kitapların üzerinde tuttu. Ateş yavaşça küçüldü, söndü. Külle boyalı kitapların üzerini beyaz bir boya kapladı. Kitaplığın kenarında ağlayan Yusuf’u kollarından tutup kaldırdılar. Sürükleyerek odadan çıkarıp Cop Arabasına götürdüler. Yusuf odadan çıkarken kitaplarına baktı, acıyla gülümsedi.

Cop Arabası kentin ücra bir yerinde durdu. Cop Adamlar kapıyı açıp Yusuf’u dışarı çıkardılar. Kollarına girip yürütmeye başladılar. Yusuf az önünde bir tabela gördü, kentin intihar mezarlığına gelmişlerdi. Başını öne eğip yürümeye devam etti.

Mezarlığın ücra bir köşesine geldiklerinde durdular. Hemen önlerinde büyük bir mezar kazılıydı. Cop Adamların lideri gelip Yusuf’un karşısında durdu, söylemek istediği bir şey olup olmadığını sordu Yusuf’a. Yusuf Cop Adamlara baktı. Hiçbirinin yüzünde göz, burun, ağız ve kulak yoktu. Sadece liderlerinde ağız ve göz vardı. Yusuf bunu neden yaptıklarını sordu. Lider yine söylemek istediği bir şey olup olmadığını sordu. Yusuf bir kez daha bunu neden yaptıklarını sordu. Lider de yine söylemek istediği bir şey olup olmadığını sordu. Yusuf bir daha sordu bağırarak, lider yine aynı şeyi sordu. Yusuf haykırarak sordu, lider bir daha sorusunu yöneltti. Yusuf ağlamaya başladı. Etrafına baktı, mezarlık sayısız mezarla doluydu. Mezar taşlarına baktı, hiçbirinde bir şey yazmıyordu. Gözlerini en uzak mezarlara dikti Yusuf, nafile, bütün mezar taşları yazısızdı. Önündeki mezara baktı, gayetle derin kazılmıştı.

Cop Adamların lideri Yusuf’a yaklaşıp ona bir tekme attı ve Yusuf, önündeki mezara yüzüstü düşüverdi. Mezar o kadar derindi ki, göğü görmekte bile zorlandığını fark etti. Elleriyle toprağa tutunup tırmanmak istedi, toprak parmaklarının arasından kum olup döküldü. Bağırmaya çalıştıysa da, sesinin mezarın dışına kadar ulaşmayacağını düşünüp, sustu. Çabalamayı bırakıp toprağın üzerine uzandı. Sessizce ağlıyor ve göğü görmeye çalışıyordu. Gök o kadar uzaktı ki, yıldızları seçemiyordu bile. Belki de yıldızlar yoktu, hiç olmamıştı diye düşündü bir an. Sonra hıçkırarak ağlamaya başladı.

Cop Adamlar mezarın içine, Yusuf’un üzerine, biraz önceki yangından kurtulan kitapları atmaya başladılar. Yusuf kitaplarının yanına getirilmesine çok sevinip, onlara sarıldı. Çoğu ölmüştü, bazısı yaralıydı. Yusuf hepsini kucağına alıp sarıldı kitaplarına. Sonra Cop Adamlar, başka yerlerden getirdikleri kitapları da Yusuf’un üzerine dökmeye başladılar. Yusuf çok sevinçliydi. Yeni kitaplar vardı yanında ama onlar da yaralı, yorgun ya da ölmüştü. Olsundu, yine de kitaplarla beraberdi Yusuf.

Cop Adamlar o kadar fazla kitap döküyorlardı ki mezara, Yusuf biraz sonra göğü hiç görememeye başladı. Kitaplarını boyunu aşıyor, mezarı dolduruyordu. Nefes alabilecek kadar bile boşluk olmamasına rağmen Yusuf, kitaplara sarılıp gülüyor, şen kahkahalar atıyordu. Kitaplardan biri ölgün bir halde Yusuf’a bakıp gülümsedi, Yusuf ona sarıldı.

Cop Adamlar mezarı kitaplarla doldurduktan sonra, lider belinde taşıdığı alev silahını kitapların üzerine tuttu. Bütün kitaplar ani bir biçimde tutuşup, yanmaya başladı. Cop Adamlar mezara sırtlarını dönüp yürümeye başladılar. Mezardan yükselen alevler, göğe ulaşıyordu. Duman geceyi kaplıyordu. Çekip gittiler.

Altay Kenger

Altay Kenger hakkında 75 makale
Caer De Disgracia | In Ungnade fallen

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*