K.A.F.K.A. #6: Esmer Tanrı

Yusuf korkuyla uyandı, ter içindeydi. Sol bacağı tamamen uyuşuk haldeydi ve bu yüzden yatağında doğrulamıyordu. Eliyle uyuşan bacağını okşarken bir yandan da tavanı izlemeye başladı. Az önce onu bu denli korkutan kabusu düşünüyordu.

Eski evlerinin bahçesindeydi. Hatta bahçe kapısını açıp sokağa çıkmış, yürümüş ve çok eskiden tanıdığı bazı insanları görmüştü. Gördüğü insanları o şekilde hatırlamıyordu. Hatırasında daha farklıydılar. Bir süre bunu düşündü. Zavallı usu onu yanıltıyor muydu yoksa kabustaki karakterler geçmişindeki karakterlerin birer illüzyonu muydu, bunu ayırt edemiyordu. Farklı bir mahalleye de gitmişti. Çok eskiden, belki daha eski hayatlarından hatırladığı insanlarla bir araya gelmişti. Bir tür kutlama, özel gün gibi bir şeydi. Sokakta olduğunu gördü, kaldırıma oturduğunu ve bir fotoğrafa poz verdiğini. Sonra yeniden evlerinin bahçesindeydi. Arka bahçeden ön bahçeye doğru, bahçe duvarının üzerinde yürüyordu. Ön bahçeye yaklaştıkça, yerden yükselen suların duvarı aşmak üzere olduğunu görüp hızlandı. Başını çevirip eve baktığında ise dehşete düştü. Az evvel yanında olan koskoca ev gitmiş, yerine büyük bir piramit gelmişti. Bahçeye baktığında, tüm o yeşilliklerin yerini çöl kumuna bıraktığını gördü. Ama bir yandan da o kumun altından gelip yükselen su, duvar boyunca yükseliyordu. Duvarın üzerinde hızla koşmaya başladı. Ön bahçeye vardığında bahçenin ortasına, altından suların yükseldiği çöl kumlarının üzerine bağdaş kurmuş esmer birini gördü. Esmer adam gözlerini açıp sakin bir ses tonuyla, piramitlerin altında deniz olduğunu bilmiyor muydun yoksa, dedi. Sular ayaklarından beline doğru yükseliyordu Yusuf’un, esmer adamınsa boğazına değin yükselmişti. Ama o gayetle sakindi. Sular Yusuf’un boğazını geçip de ağzına varmak üzereyken, can havliyle haykırdı: Sen, esmer tanrı Osiris!

Osiris’in sular altında kaldığını görüp, boğulmak üzereyken uyanmıştı böylece. Suyun içinde hareketsiz kaldığı için de bacağı uyuşmuştu belki. Yusuf suya girmekten çok korkardı. Bu yüzden denizler, okyanuslar onun için daima kabusların somut hali olmuştu. Düşünde suların onu boğacak denli yükselmesi, o kara sular, onu çok korkutmuştu. Belki de korktuğu için uyuşmuştu bacağı.

Bacağı biraz olsun düzeldikten sonra yatağında doğruldu. Parmaklarını sıkıp açtı. Ayağa kalkıp masanın üzerindeki saate baktı. Saat her zaman olduğu gibi şimdi de 00:42’yi gösteriyordu. Pencerenin önüne gidip pencereyi açtıktan sonra bir sigara yakıp geceyüzünü izlemeye koyuldu.

Bu sıralar çok garip düşler görüyordu. Birden fazla mekana gidiyor, birbirinden alakasız insanlar görüyordu. Aslında bundan memnundu. Düşlerinde tanıdığı birilerini görmek ona bazen iyi geliyordu çünkü yaşayan hiç kimsesi kalmamıştı. Aslında bu halinden de şikayetçi değildi ama vaktiyle sevmiş olduğunu insanları görmek, garip bir şekilde iyi geliyordu ona. Bu dünyada yapayalnızdı. Yaşayan bir insanla en son seneler önce konuşmuştu. Herhangi bir kimseyle tek kelime konuşmamıştı senelerdir. Eğer kendiyle de konuşmasa, sesini de konuşmayı da unutacaktı belki. Ama bu onun için bir anlam ifade etmiyordu. Çünkü konuşulması gereken kişiler konuşulması gereken konuları da yanlarına alıp öyle ölmüşlerdi. Yusuf, ölenlerden olanları çıkardığında aslında yaşamadığını fark ediyordu.

Neden Osiris’i gördüğünü merak ediyordu. Osiris’i daha önce ne görmüş, ne okumuştu. Adını bile duymamıştı. Kimdi bu Osiris? Düşündü, bir şey bulamadı. Düşünde onun esmer bir tanrı olduğunu biliyordu. Esmer tanrı dedi kendi kendine, ne işe yarar ki sanki! Ayağa kalkıp sigarasını aşağı atmak için eğildiğinde gözü karardı. Sigarayı atamadan ve pencerenin korkuluğuna dahi tutunamadan dengesini kaybedip aşağı düşmeye başladı. Düşerken fark ettiği tek şey, sigarasının halen elinde oluşuydu. Yusuf’un yere çakılmasından çıkan ses duyulduğunda odadaki saat, 00:42’yi gösteriyordu.

Altay Kenger

Altay Kenger hakkında 75 makale
Caer De Disgracia | In Ungnade fallen

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*