K.A.F.K.A. #10: İzsizler

Yusuf öfkeyle kalkıp, tüm defterlerini bir torbaya koymaya başladı. Senelerdir yazdığı tüm şiirleri, öyküleri, denemeleri ve diğer yazın çalışmalarını içeren bu defterleri tamamen yok etmek, hiçbir şekilde insanlara ulaşmamasını sağlamak istiyordu. Yazdığı her sözden, türettiği her sözcükten, yarattığı her imgeden, yaptığı her betimlemeden, anlattığı her öyküden uzakta olmak istiyordu. Yazdığı her şeyden nefret ediyordu. Neden yazmıştı sanki, neyi değiştirecekti, neyi düzeltecek, kimi güzeltecekti?

Tüm defterleri torbaya doldurduktan sonra torbayı sırtlayıp sokağa çıktı. Gecenin bir yarısıydı. Hızlı adımlarla evinin yakınındaki mezarlığa girdi. Mezarlığın duvarına dayalı duran küreği alıp defterleri için bir mezar kazmaya başladı. Toprak çok sertti, gücü yetmiyordu Yusuf’un. Zaten böyle şeylere hiçbir zaman gücü yetmemişti. Durdu ve bir an aklından geçen bu düşüncenin bir benzerini defterlerine yazdığını anımsadı. Defterleri kendiyle ilgili milyonlarca şeyle doluydu. Farklı karakterler, farklı zamanlar ve farklı öyküler üzerinden sürekli olarak kendini anlatmıştı. Kendini farklı hallerde kurmuş, kurgulamış durmuştu. Kendi öyküsünü beğenmediği için kendine yeni öyküler yaratmıştı. Sonunda insan kendini neden anlatır diye düşünüp, yaptığı şeyin ne denli kötü bir şey olduğunu fark etmişti. Yazmaya ayırdığı vakti iyi ve faydalı şeylere ayırabilirdi halbuki. Anlamak ve anlaşılmak istemekten daha mühim şeyler vardı. Para kazanabilirdi mesela. Yusuf ömrünü okumaya ve yazmaya verdiği için kendinden utandı.

Küreği toprağa saplamaya çalıştıkça, başarısız oluyordu. Kolları şimdiden ağrımaya başlamıştı. Ne yapacağını düşünmeye başladı. Torbaya baktıkça, derin bir yer kazması gerektiğini düşünüyordu. Ama buna gücü yetmeyecekti, bu farkındalık onu daha da üzüyor, öfkelendiriyordu. Öfkesi boşunaydı, kendine bile zarar veremeyecek kadar beceriksizdi Yusuf.

Torbaya çaresizce bakarken, ardında duyduğu sesle irkildi. Ardına baktığında kendi gibi zayıf, çelimsiz, sıska adamlardan oluşan bir kalabalığın kendini izlediğini gördü. Zayıf, çelimsiz, sıska adamların en önünde duran sözcü, konuşmaya başladı:

-Bizden olabilmen için sana yardım etmeye geldik.

Yusuf ellerinde kürek olduğunu yeni fark ettiği adamlara bakarken onlara, siz kimsiniz, diye sordu.

-Biz, izsiziz.

Dedi adam. Sonra Yusuf’un yanına gelip toprağı kazmaya başladılar. Hepsi birbirinden zayıf, çelimsiz, sıska olan bu adamların hepsi de en az Yusuf kadar güçsüzdü. O yüzden hepsi birden kazmaya çalışıyordu. Yusuf kaç kişi olduklarını hesaplamaya çalıştı, sayamadı. Onlarca adam toprağı yavaşça kazıyordu.

Toprağı biraz olsun kazabildikten sonra, Yusuf torbadaki defterlerin hepsini bu yarığa döktü. Zayıf, çelimsiz, sıska adamların sözcüsü elindeki kibriti yakıp defterlerin üzerine attı. Defterler büyük bir alevle yanmaya başlayınca, geri çekilip onu izlemeye koyuldular. Defterler küle dönüştükten sonra ise yine hep beraber, külün üzerini toprakla örttüler.

Zayıf, çelimsiz, sıska adamların sözcüsü küreğini defnedilen defterlerin üzerine attı. Yusuf’a bakıp, artık sen de bizdensin, izsizsin, bir hiçsin, dedi. Yusuf gülümsedi. Mezarlığın kapısına doğru yürümeye başladılar. Esen rüzgar, giden adamların arkasından, yangından kurtulmuş bir kağıdı uçuruyordu. Kurtulan kağıt; zayıf, çelimsiz, sıska sözcünün küreğinin yanına düştü. Küreği almaya gelen biri, kağıdı eline aldığında, şu sözcükleri görecekti:

“Yusuf, düş görüyordu.”

Altay Kenger

Altay Kenger hakkında 75 makale
Caer De Disgracia | In Ungnade fallen

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*